Sanırım bir kaç yıl önceki aklımızla düşünme olanağımız olsaydı, Türk oyun sektöründe iyi ya da kötü atılımların yapılacağını bir türlü düşünemezdik. Türkiye de genel anlamda oyun sektörüne ilgi ve alaka had safhada olsa da (ki bunu her köşe başında türeyen korsan cd satıcılarının tezgahlarında artık oyunların neredeyse filmlere ve müziklere baskın gelmesinden de anlayabiliriz), üretkenlik adına bir şeyler görmemizin - en azından an itibari ile- görebileceğimiz sanıyorum aklımıza gelmezdi. Halbuki Türk oyun sektörü çerçevesinde bundan yıllar önce piyasaya sürülmüş oyunlar da bulunmaktadır. Hem de pek çoğunu günümüzdekilere oranla daha kaliteli bulan bir kesimin de varlığını biliyoruz. Bir kaç yıl öncesine kadar 3D oyunların piyasaya çıkmasını beklerken (Pusu ve Kabus 22) şimdi her an karşımıza yeni yerli oyunların çıkmasına hazırlıklı olabiliyoruz. Hatta "oyuncakçı" konsepti içerisinde sadece çocuklara yönelik yapılmış olan, (Komando Yüzbaşı, Savaşan Şahin, Leopar Tank, Süper Kobra, F-16, TAK320 vs vs...) PC oyunları ile dolup taşmaya başlar hale geldi. Fakat küçük atılımlara ve sponsor desteğinden mahrum kalmalarına rağmen yerli oyun sektörüne mensup çalışmalarda bulunan kişiler bu konsepti ciddiye aldılar. Hemen hemen her oyun sitesindeki atışmalar genellikle Türk oyun sektörünün gelişmeyeceği yönünde olsa, pek çok oyun severin "Asla yerli bir oyuna para vermem, çünkü kalitesiz" yapıştırmalarına rağmen yerli sektör yavaş ama emin adımlarla büyümeye devam etmekte. Yıllar öncesine dönelim... Dedektif Fırtına! Bundan yıllaaaaaaaar evvel henüz böyle bir sektör, henüz gerçek bir kemikleşme yokken piyasaya çıkan bu oyunu hatırlayalım. Dönemin oyunları arasında tatlı niyetine oynarken "Aha bu da Türk yapımı bir oyun" dememize mahal vermeyecek bir oyundu Dedektif Fırtına. Bir Another World'ü nasıl oynadıysak Dedektif Fırtına'yı da aynı keyifle oynamasını bildik. ( anemisin eklediği link (dedektif fırtına) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=1105&pid=7745#post_7745 ) Zira dönemdeki atılımlar Dedektif Fırtına ile sınırlı da değildi. Dedektif Fırtına'dan önce de Amiga için piyasaya sürülmüş olan oyunlar bulunmaktaydı. Bu oyunların hiç kuşkusuz en önemlisi İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları'ydı. Önce sadece Amiga için geliştirilmiş daha sonra PC için de belli başlı eklemeler yapılarak yeniden piyasaya sürülmüştür. Belli bir kesim oyunu severek bağrına basmış olsa da, azami satışı yakalayacak bir kitle edinememiştir. İlk macera oyunumuz olma ünvanına sahip olan İstanbul Efsaneleri: Lale Savaşçıları oyunundan sonra atılmış belli başlı adımlar da olmuştur. İlk macera oyunumuz gibi ilk simülasyon oyunumuzun çıkması da hemen hemen aynı tarihe denk düşmektedir... Umut Tarlaları... Dönemin simülasyon oyunlarının teknolojisinden ve oynanabilirlik anlayışından herhangi bir eksiği olduğunu söylemek imkansız. Nitekim o dönemde neredeyse yakalanmış olan oyun teknolojisinin gündemi; daha sonra adımların seyrekleşmesinden ve bir müddet sonrasında da yok olmasından dolayı gerilemiş vaziyette. Zira bu gün bile online satış ve internet paylaşım sitelerinde bu oyunların tırım tırım aranmasının altında yatan sebeplerden biri de dönemine göre hepsinin "güçlü" birer oyun olmalarıdır.

 Dedektif Fırtına'nın yapımcılarının, -oyunun satış grafiğinden olmasa da- kalitesinden cesaret alıp soyundukları diğer bir proje olan "Gerçeğin Ötesinde" nin de kendinden önceki oyunlardan eksik yanının olduğunu söylememiz haksızlık olur. Tabii dönem şartları içerisinde oyun kopyalamanın günümüzdeki kadar yaygın olmaması (ki bazen bir oyunu illegal yönlerden diskete kaydettirebilmek için bile -23 gün sıra beklendiği olurdu) ve oyun fiyatlarının da günümüzdeki gibi astronomik olmaması dolayısı ile (kısacası korsan kavramının olmamasına bağlayalım) oyunların orijinal olarak alınabilmesi ve tabii tek elden oyun dağıtımının aynı zamanda yapımcıları mutlu etmesi yeni projelere yönelebilmek için kendilerine cesaret verebilmekteydi. Yerli oyun sektörünün en güzel sürprizlerinden biri hiç kuşkusuz, 1998'de piyasaya sürülen ve hemen hemen aynı yıl içerisinden dağıtımı Level dergisi tarafından yapılmış olan "gerçek anlamda" ilk adventure etiketli oyunumuz olan Byzantine: Sırlar Labirenti... Oyun hakkında detaylı bilgiyi bir kaç ay önce yazmış olduğum inceleme yazısında vermiştim. ( anemisin eklediği link http://www.oyunlideri.com/byzantine-sırlar-labirenti-incelemesi-r147.htm ) Tamamı profesyonel yerli oyuncular tarafından oluşturulmuş olan kadrosu, tarihi mekanları resmedişi ve yer yer yükselen adrenalini ile aslında önümüze sunulabilecek her tür standart adventure oyunundan çok daha kaliteli bir oyundu. Fakat Byzantine: Sırlar Labirenti'de gerekli ilgiden yoksun kaldı ve çok az oyun severe ulaşabildi. Pek çok güzel oyun gibi değeri yıllar sonra anlaşılsa da, bu durum onun daha fazla oyun severe ulaşmasını sağlayamadı. Yine aynı yıl içerisinde Level dergisi tarafından dağıtılan Galata adlı oyun aynı ciddiyetten yoksun bir oyun olsa da ufak bir ardıl olarak Yerli oyun tarihindeki yerini almayı başardı. 3D... 3D... 3D... 3D... Gelelim günümüze, ilk 3D oyunumuz olarak tanımlanan Pusu'ya. Hiç kuşkusuz yerli oyunlar açısından Kabus 22 ile birlikte en çok beklenen oyun Pusu oldu. Hatta son bir hamleyle ilk 3D oyunu olma unvanına sahip oldu. Nitekim dağıtımcı firma bulunmuş ve dağıtım sağlanmıştı. Bu bağlamda Kabus 22 cephesinden haber beklerken Pusu biraz da sürpriz olmuştu. Fakat pek çok oyun sever Pusu'yu beğenmedi. Öncelikle oyunun çıkış tarihinin sarkması ve bu sarkma içerisinde oyuna güncel eklemeler yapılmamış olması oyunu " eskitmişti". Grafiksel hatalar kabul edilse de; oyun beklendiğinden daha kısa ve boş olarak lanse edildi. Fakat ciddi anlamda -piyasa canavarlarının gölgesinde kalsa da- ilk 3D oyunumuz olma özelliğine sahipti. ( anemisin eklediği link (pusu) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=1104&pid=7744#post_7744 ) Aynı yıl içerisinde uzun zamandır görmediğimiz bir oyun türüyle Cumhuriyet karşımıza çıktı. Triva oyunlarına özlem duyar mıydık bilemem ama didaktik yapısıyla Cumhuriyet, özellikle belli bir yaş kesimi için hazırlanmış oldukça güzel bir projeydi. Tabii günümüzün patlamalı çatlamalı bilgisayar oyunlarının şiddet ve hareket anlayışını barındırmadığından dolayı gerekli rağbete maruz kalamadı. Zira Cumhuriyet, PC oyunları tezgahlarından ziyade, Online Dersler, Dünya atlası vb. gibi kendi kulvarındaki didaktik interaktif materyaller arasında yerini aldı. ( anemisin eklediği link (cumhuriyet) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=1109&pid=7749#post_7749 ) Yine dönemin ilginç ve açıkçası "beklenmedik" sürprizlerinden biri olan; önce bir reklam projesi olarak başlayıp, sonrasında full PC oyunu olarak piyasaya sürülen "ETİ YAMİ: Mekanik İstila" oldu. Aslına bakılacak olursa oyunun kendisi de, piyasa satışından ziyade bir reklam ürünüydü ve pek çok kimsenin oyun hakkında sert eleştirileri olmasına rağmen, bir reklam ürününe göre oldukça hatırı sayılır yapıda bir oyundu. Türk oyunlarının azlığından dem vuran kesimin bile fazlaca ilgisini çekmemiş olmasına rağmen sayılı sayıdaki yerli yapımlar arasında yerini almakta gecikmedi. Tabii bütün bunlar dışında en önemli kusuru belli yaş sınırında oyun sever kitleye hitap ediyor oluşuydu. Bu dönem içerisinden Pusu: Uyanış'tan yana aradığını bulamamış olan oyun severler, korkuyla karışık bir istekle Kabus 22 yi beklemeye koyuldular. "Korkuyla karışık"tı bu bekleyiş zira aynı hayal kırıklığına uğrama olasılıkları da bulunmaktaydı. Zira ilk olarak demosu piyasaya sürüldü ve Kabus 22 - her ne kadar grafik anlamında bir kaç adım geride olsa da- beklenmeye değer bir oyun olacağını ispatladı. Pek çok kesim tarafından ellerinin tersiyle itilse de; Pusu gibi çok kısa bir zamanda unutulup gitmedi. Tabii Kabus 22'nin en önemli kusurlarından biri; büyük ölçüde Resident Evil klonu olmasıydı. Kabus 22, Vestel tarafından dağıtıldı ve yine beklendiği gibi pek çok oyuncuya ulaşamadı. Pek çok Vestel Ana Bayii'nin kapısından girip "Kabus 22 oyunu var mı?" sorusuna karşı mağaza sahibinin "Ha? Ne?" tepkisi ve her mağazadan aşağı yukarı aynı tepkiyi almak bizi zaman içerisinde Kabus 22'yi oynama isteğinden den soğuttu. Tabii kendi şahsıma ben takibi bırakmak zorunda kaldım bir noktadan sonra. Nitekim yapımcılar temel stratejik problemleri ortadan kaldırarak bir mod geliştirmeyi de ihmal etmediler. Kabus 22: Yıkım Günü belli başlı oynamalar ve belli ölçüde giderilmiş olan hatalarla PC lerimize konuk olacak. ( anemisin eklediği link (kabus 22) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=1102&pid=7752#post_7752 ) Yine geçtiğimiz yıl içerisinde piyasaya sürülmüş olan diğer bir oyun ise; sessiz sedasız maviliklerde süzülen Barbaros: Kaptan-ı Derya oyunu... Aslına bakılacak olursa standart bir oyuna göre dağıtımı oldukça kolay ve seri yapılmakta. Oyun, aynı zamanda yerli oyun sektörü içerisindeki strateji anlayışını biraz daha şekillendirmiş vaziyette. Aslına bakılırsa eldeki imkanlarla kotarılmaya çalışılmış ve biraz da üzerinde uğraşılmış bir oyun olmasına rağmen grafiksel anlamda dönemin gerisinde kalmaktaydı. Bu bakımdan bir strateji oyunundan çok, Cumhuriyet gibi bir Triva oyununu andıran grafik yapısına sahip. Diğer yandan gerçek anlamda çoklu oyuncu desteğinin sağlandığı ilk strateji oyunu olma özelliğine de sahip. ( anemisin eklediği link (barboros) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=1108&pid=7748#post_7748 ) Hemen hemen her oyun türünde atılımda bulunduğumuzu belirtmiştim zira bunlar içerisinde hiç kuşkusuz en riskli tür MMORPG türü. İlk ciddi atılımın Mouth And Blade ile atıldığını söylemekte fayda var. Fakat üzerinde çalışılması oldukça uzun bir zaman aldı ve kendisi dönemin teknolojisinden geri kaldıkça, teknik anlamda sürekli bir yenilenme süreci içerisinde girdi. Sonuç itibarı ile M&B kendisini, hemen hemen diğer RPG oyunları kadar oynatabilen, onların içeriğinden biraz daha eksik, onların grafik kalitesinden daha düşük fakat bunun yanı sıra eğlenceli hatta sürükleyici bir oyun. Açıkçası M&B'in biraz daha rötuş ve üzerinde yapılacak belli başlı oynamalar sonrasında çok daha elle tutulur, eli yüzü düzgün bir yapım olacağına inanmaktayım. Gelelim şu an için önümüze sunulmuş diğer önemli materyale. İstanbul Kıyamet Vakti. Açıkçası çevre ve mekan tasarımları ve oyunun aktif kullanıcıları açısından ciddiyetle yaklaşılması gereken bir oyun olduğunu çoktan kanıtladı. Önceleri sistemimizi çok fazla kasan ve seçenekler açısından kısıtlı bulduğumuz server geliştirildi. Oyundaki pek çok grafik hatası giderildi fakat bütün olumlu özelliklerine rağmen İstanbul Kıyamet Vakti kendisi gibi parasız oynanabilen yabancı abilerinin esnekliğine bir türlü erişemedi. Tabii zamanın neyi göstereceğini bilemeyiz. Söz konusu oyun bir MMORPG oyunu olduğu için her rötuşta kendisini çok daha olumlu biçimde şekillendirmesi muhtemel... ( anemisin eklediği link (İstanbul kıyamet vakti) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=469&pid=2920#post_2920 ) Gelelim yerli oyun sektörü adı altında -yurdumuz sınırları içerisinde olmasa da- atılan kroşeye! Crysis! Açıkçası hakkında gerek sitemizde, gerek diğer sitelerde pek çok şey yazıldı çizildi. Bütün dünyanın gündemini oluşturmayı başardı. Crysis teknik anlamda gerçek bir başarıydı. FarCry dan sonra ön gördüğümüz korkutucu gerçekçilik Crysis de tavana vurdu. Crysis belki yurdumuz sınırları içerisinde vuku bulan bir çalışma değildi, tam anlamıyla yerli oyun sektörü çerçevesi içerisinde değildi ama Alman asıllı Türk kardeşlerin elinden çıkması bile dolaylı yoldan yazıma girmesi için geçerli bir sebep oldu. ( anemisin eklediği link http://www.oyunlideri.com/crysis-incelemesi-r206.htm ) SIRADA NELER VAR? Gelecekti yerli projelerin biraz daha elle tutulur ve teknik anlamda biraz daha doyurucu olacağını ön görebiliriz. Uzun zamandır oyun severlerin gündemini meşgul eden Hükümran Senfoni, öyle sanıyorum ki beklenenler içinde en çok merak edileni. Bundan bir kaç yıl önce Kerem Beyit'in belli çalışmalarını Hükümran Senfoni oyununa ait illistürasyon çalışmaları olduğunu öğrenmemizle birlikte beklentimiz vücuda geldi. Hatta geçtiğimiz yıllarda Hükümran Senfoni'nin oyun içi grafik motorunun ve gölge efektlerinin sunulduğu görüntülerin piyasaya yayılması, hatta internete düşen 3D modelleme görüntüleri, Hükümran Senfoni için daha fazla beklenti büyütmemize sebep oldu. Hükümran Senfoni için hala tam anlamıyla elle tutulur bir şey yok zira bu beklentimizi daha fazla kamçılayan bir durum oluşturuyor. ( anemisin eklediği link (hümümran senfoni) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=1110&pid=7750#post_7750 )  Daha önce Gameboy Advance için hazırlanmış olan yerli dövüş oyununu geliştiren Galip Kartoğlu'nun programlama görevini üstlendiği ve Onur Şamlı ve Oral Şamlı kardeşlerin grafiklerini geliştirdiği, DARKNESS WITHIN: In Pursuit of Loath Nolder'ın yurdumuzdaki dağıtım akıbeti ise henüz belli değil. H.P. Lovecraft'ın eserlerinden etkilenilerek ve belli başlı hikayelerinden yola çıkılarak oluşturulmuş grafiksel anlamda kaliteli bir bir yapım. Yurtdışı dağıtımı için belli başlı firmalar için anlaşma yapılmış vaziyette. Zoetrope Interactive firması tarafından piyasaya sürülen oyun belli başlı ülkelerde piyasaya sürülmüş vaziyette. Ücretsiz bir oyun projesi olan İstanbul Hikayeleri ise tamamlanmayı bekleyen bir diğer yerli oyun projesi. Korku- macera kategorisine mensup olan İstanbul Hikayeleri kar amacından tamamen bağımsız, legal dağıtım yollarından ziyade kendi internet sitesinden indirilerek oynanabilecek bir 3D yapım. Ekran görüntülerinin vaat ettikleri kadarıyla oldukça güzel görünmesine rağmen oyunun ücretsiz olmasını göz önüne alırsak hoş olduğu kadar boş bir yapım olabileceğin de ister istemez düşünebiliriz. ( anemisin eklediği link (İstanbul hikayeleri) http://www.oyunlideri.com/forum/viewthread.php?forum_id=44&thread_id=1106&pid=7746#post_7746 ) Henüz gerçekten güvenilir bir haber alamadığımız diğer bir Türk oyunu ise; Culpa Innata... Piyasaya çıkmış olan yerli oyunlarının tamamının grafik ve hikaye işlenişi konusunda üstünde olacağına inandığımız oyun, bilimkurgu öğelerini felsefe ile harmanlayan bir macera oyunu. İnternet üzerinde satışının başlandığı söylense de tam anlamıyla güvenilir bilgilerin verilmediği oyun, bu zamana kadar yapılanlar içerisinde önemli bir yer edinecek hiç kuşkusuz. Son olarak kulağımıza çalınan en önemli dedikodulardan biri; İstanbul Efsaneleri adı altında bir 3D oyunun daha piyasaya sürüleceği... Pek çok internet sitesinde yazılıp çizilene göre oyun 93 yapımı olan Lale Savaşçıları ile alakalı bir yapım olmayacak. Hatta eski oyunun resmi sitesinde görünen 3D ekran görüntüleri kafamı allak bullak etmeye yetti diyebilirim. Sözün özü yerli oyun sektörü konusunda kuşkularınız olsun ya da olmasın, sektörün ivme kazandığını inkar etmek oldukça "kör" bir tabir olur. Zira bazı oyunların ülkemizden önce yurt dışı satışının başlamasının yegane sebebi de bu görmemezlikten kaynaklanmalıdır. Unutmamak gerekir ki Büyümek için öncelikle doğmak gerekir... Saygılarımla... |