| Hepinize merhabalar sevgili OyunLideri takipçileri. Bu yazının konusu malum PS3 için 2007 yılında çıkmış sayılı güzel oyunlardan biri olan Uncharted: Drake’s Fortune. Elimden geldiğince bu oyunu sizlere tanıtmaya çalışacağım. Ama sizi meraklandırması açısından şimdiden söyleyeyim, bu oyunu 7 günde 3 kere bitirdim. Tabi bunun altında 3 temel sebep olabilir. Ya oyun çok güzel, ya ben hayattan koptum (bu arada bu malum 7 gün biteli 2 ay oluyor), ya da oyun çok kısa. Doğru cevap bunlardan ikisinin bileşiminden oluşuyor. “İki aydır neden yazmadın” diye soracak olursanız güzel bir soru sormuş olursunuz:) Şartlar öyle gerektirdi diyelim. Şimdi efendim o iki cevabı açığa çıkarmadan önce dilerseniz oyunun konusuna ve türüne öncelikle bir değinelim. Oyunumuz Tomb Raider ve Indiana Jones karışımı, üçüncü muhterem gözünden oynanan, çeşitli silahlar edinip kötü adamları öldürdüğünüz, arada sırada da bulmacamsı şeyler çözdüğünüz aksiyon-macera karışımı bir oyun. Böyle gelişi güzel yazdığıma bakmayın siz, oyun gerçekten eğlenceli. Hikayesi ise, bizim eleman eski bir atasının kendisine bıraktığı yadigar bir hediye sayesinde çok önemli bir hazine hakkında ipucu elde eder ve düşer bu hazinenin peşine. Bu yolculuğu esnasında ona yakın arkadaşı Sally ve gazeteci bir kız (adını unuttum iyi mi) eşlik edecektir.
 Bu kısa hikaye özetinin ardından daha zevkli konulara geçebiliriz. Şimdi arkadaşlar bu oyunun kontrol mekanizması bence muhteşem. Tıpkı Tomb Raider ve benzeri oyunlardaki gibi çeşitli yerlerden atlama, asılma, tutunma gibi hareketleri çok basit bir şekilde yapıyorsunuz. Ama bu oyunda asıl önemli olan silahlı çatışma ve yakın dövüş mekanizması. Bu oyunu almadan önce ben de birçok incelemesine göz attım ve genel itibariyle oyunun silahlı çatışma kısımlarının daha iyi olabileceğine dair görüşler gördüm. Ama bence silahlı çatışmalar bundan daha güzel ve realistik olamazdı. Şöyle ki günümüz oyunlarındaki siper alma olayı bu oyunda da var. Tek tuşla uygun bir yere siper alıyorsunuz ve siz bir daha o tuşa basana kadar (daire) siperde kalıyorsunuz. Yani parmağınızın biri bazı benzeri oyunlardaki gibi pasif (tuşa basılı) kalmıyor. Sonra yine silah doğrultma tuşuyla ani çıkışlar yapıyor ve ateş tuşuyla da elemanları vuruyorsunuz. Tabi silahlı çatışma için siper durumunda olmanıza gerek yok. Silahınızı normal yürürken de doğrultup çok güzel atışlar yapabilirsiniz. Şimdi burada milletin yakındığı nokta siz silahı doğrultmadığınız sürece hedef ibresinin görünmemesi. Bu durum siperden ani çıkış yaptığınızda adamı direk vurmanızı engelliyor ama mantıklı olan da bu zaten. Ki bir müddet sonra buna alışacaksınız. Bence tek kötü nokta el bombasının kullanımı olmuş. Bunları atacağınız mesafeyi ayarlarken sixaxis’in hareket sensorundan faydalanıyorsunuz ama olmamış doğrusu. Bu arada oyundaki çatışma durumu sadece ateşli silahlardan ibaret değil. Yakın dövüş de oyunda çok önemli bir yere sahip. Mesela rakibiniz kim olursa olsun kare, üçgen, kare kombinasyonuyla elemanı bir kerede indiriyorsunuz. Bu özellikle size çok yakın olan düşmanlar için muhteşem. Son olarak dayak yedikten sonra bir müddet beklemek suretiyle gücünüzün kendini yenilemesi olayı bu oyun için de geçerli. O yüzden oyunda sağlık paketi gibi şeyler yok. Tabi bu çatışma olaylarına girmişken oyunun bu konudaki bir noktasına özellikle ilginizi çekmek istiyorum. Hele şükür bir oyunda adamlar mermi yiyince acı çekiyor. Yav o kadar FPS, TPS -neyse artık işte- oynadım ama hiçbirinde birinin mermi yedikten sonra tepki verdiğini görmedim (istisnalar illaki vardır, varsa bile hatırlamıyorum). O yediğin mermi kardeşim, boru değil ki. İnsan bir bağırır, bir seker ne bileyim bir tepki verir yani, öyle değil mi? İşte Uncharted’da bu var arkadaşlar. Oyundaki silahlı çatışmalar belki zor olabilir ama birini kafasından vurdunuz mu o kim olursa olsun ölür, başka bir yerinden vurdunuz mu da ona göre bir tepki verir ve sizin ona kalan mermileri saydırmanız için de açık verir neticesinde. Bu konuya özellikle değinmek istedim. Bir de yapay zeka var tabi. Şimdi arkadaşlar oyunun yapay zekası bence gayet güzel. Bazı yerlerde 20-25 defa öldüğümü hatırlıyorum (en zorunda oynuyordum), çünkü adamlar sürekli farklı geliyor. Sizin pozisyonunuza göre adamlar hamle yapıyor. Eğer bir yere siper alıp öylece beklerseniz, çaktırmadan çift yandan geliyorlar ve işinizi bitiriyorlar ki hele içlerinden birinde pompalı varsa zaten bittiniz. O yüzden oyunda hızlı düşünmeniz lazım. Doğru silah tercihleri yapmanız lazım.  Bu oyundaki bir diğer önemli nokta da şüphesiz silahlar ve cephane konusu. Yanınızda bir küçük silah, bir büyük silah bir de el bombaları taşıyabiliyorsunuz. Yani envanteriniz baya kısıtlı. Yine mermi stokunuz da kısıtlı. Mesela normal silah için maksimum 40 mermi taşıyabiliyorsunuz. Ama bu özellikler de bence yerinde. Çünkü oyuna bunlar görsel olarak da yansıtılmış. Yani taşıdığınız büyük silah her ne ise bizimki onu sırtına atıyor ve küçük silahı silah cebine koyuyor. Bir çatışmaya gireceğiniz zaman elinizdeki silahları ve mermileri düzgün olarak kullanmak durumunda kalıyorsunuz ki bu oyunda daha fazla eğlenmenizi sağlıyor. Tabi bazen sırf ikisini birden taşıyamadığınız için “acaba desert eagle’ı mı alsam yoksa West’i mi” gibi çelişkilere düşüyorsunuz ama o kadar da olsun. Bu arada oyunda yeterince silah seçeneği mevcut, o konuda içiniz rahat olsun. Gelelim grafiklere. Karakterler acayip güzel ve gerçekçi. Yani adamlar öyle tasarlamış ki oyunda gerçekten de film izler gibi oluyorsunuz. Oyunun ara sahneleri tek kelimeyle süper. Oyun içi grafik motoruyla yapılmış ara videoların hepsinde “motion capture” kullanılmış. Yani gerçek insanların yaptıkları performanslar ve onlara bağlı çeşitli mekanizmalar sayesinde oyundaki karakterlere hayat verilmiş. Bu sayede oyundaki her karakter tamamen gerçekçi hareket ediyor. Öyle ot gibi sadece birbirlerine bakıp ağızlarını kıpırdatmıyorlar. Bildiğiniz iki insan gibi, her tür el kol hareketi ile yüz ifadesini bu oyunda göreceksiniz. Tabi ara videolar dışındaki animasyonlar da muhteşem. Sadece arada sırada grafiklerin iç içe geçmesi durumu olabiliyor o da işin tuzu biberi. Çevre grafiklerine de biraz değinmek lazım tabi. Onlar da güzel. Gölge olsun ışıklandırma olsun gayet yerinde. Çok canlı renkler kullanılmış oyunda. Kendinizi mutlu hissediyorsunuz (!). Tek sıkıntı elemanların düşürdükleri mermileri falan bulmak zor olabiliyor. Gerçi parlıyorlar ama o otların arasında falan gözünüzden kaçıveriyorlar.  Şimdi geliyoruz oyunun en büyük iki sıkıntısına. Bu oyun bir aksiyon-macera oyunu. Yani bu oyunda bulmaca olması lazım. Sonuçta bir hazinenin peşine düşmüşsünüz biraz kafa patlatmak lazım. Ama yok! Oyunda bulmaca var tabi ama çok kolaylar. Bu gerçekten ayıp olmuş. Yani sen git her şeyi o kadar güzel yap ama oyunun bulmaca kısmını bu kadar basit bırak. Keşke biraz daha derin bulmacalar tasarlansaymış. O zaman bu oyun gerçekten en azından benim için tam bir klasik olurdu. Diğer kötü nokta da oyunun kısa olması. Aslında bu kesinlikle kötü bir şey değil. Yani oyunun uzunluğu gayet yerinde. Daha fazla olsaydı muhtemelen kabak tadı verirdi. Ama eğer oyundaki videoları kısa keser ve oyunu kolayında oynarsanız, bir günde (6-7 saat) oyunu bitirirsiniz. Çoğumuz öğrenci insanlar olarak bir oyuna o kadar para verdikten sonra bu kadar kısa sürmesi insanın içine oturuyor tabi. Kısaca bence bu oyun Oblivion’dan daha zevkli (biraz kel alaka oldu ama iare edin) ama Oblivion da bitmek bilmiyor… Bir diğer konu eğlence faktörü. Bence oyundaki silahlı çatışmalar sizi baya zinde tutacak. Oyunda 4 farklı zorluk modu var. Bunlardan en zoru, üçüncü zorlukta bitirmeniz haline aktifleşiyor. Ben oyunu en kolayı haricindekilerde bitirdim. Özellikle en zorunda oynarken bazı yerlerde onlarca kez öldüğüm oldu. Ama işin enteresan yanı o kadar ölmeme rağmen bir türlü sıkılmadım. Yapay zeka ve oyunun çatışma dinamiği sağ olsun ne olursa olsun sıkılmıyorsunuz. Bu gerçekten takdire şayan bir özellik. Bir diğer eğlence faktörü de oyunun espri anlayışı. Bizim karakter tıpı Indiana gibi. Oyunda her bölümde illaki bir iki video giriyor ve çok eğlenceli muhabbetler geçiyor. Hele bizimkinin paraşütle atladığı bir sahne var ki arkadaşla oynarken baya güldük. Oyunlardaki temel amacın eğlenmek olduğunu düşünürsek bu oyun bunu fazlasıyla yapıyor.  Peki bu oyuna dedik şimdi kısa sürüyor diye. Ama bu yeniden kendini oynatmıyor demek değil. Bir kere oyunu bitirdikten sonra daha zor seviyelerden kesinlikle deneyin. Onun dışında oyunda yapacağınız bazı özel şeyler ile (bunların çoğunun listesi oyunun options menüsünde var) puanlar kazanıyor (toplamları 1000 puan ediyor) ve bu puanlarla bazı bonus materyalleri aktifleştiriyorsunuz. Bunlar arasında oyunun yapım belgeseli, motion capture ile ara videoların çekimlerinden görüntüler, fotoğraflar, sınırsız cephane (işte bu), yeni kostümler, oyunu ağır çekimde oynama, hızlı çekimde oynama, farklı renklerde oynama gibi birçok hoş alternatif mevcut. Bu arada belirteyim, o 1000 puanın 150’si oyunu en zorunda bitirirseniz geliyor. Yani zorunda bitirmek önemli. Uzun lafın kısası arkadaşlar bu oyunun tabi kendince bazı minik hataları var. En büyük problemi oyundaki bulmaca dozajının baya düşük olması. Ama bunların dışında oyunu imkanınız varsa kesinlikle edinin. Çünkü çok eğlenceli saatler geçireceksiniz. Dediğim gibi ben bu oyunu 7 gün içerisinde 3 kere bitirdim ki ben kolay kolay bir oyuna ikinci kez başlamam. Son olarak sunu söyleyeyim: Bu oyun muhtemelen yeni bir efsanenin doğuşu olacak. Şu aralar oyunun devamı yapılıyor mu tam emin değilim ama yapılacağına dair haberleri hayal meyal anımsıyorum. Çünkü bu oyun gerçekten muhteşem bir seri olabilir. Naughty Dog firmasına böyle bir oyunu yarattıkları için teşekkürü bir borç bilirim. Oyunun iyi ve kötü yanlarını bir kez daha hatırlatarak yazıyı bitirelim.  İyi yanlar: - Oyundaki silahlı çatışma ve dövüş sistemi. - Karakterler. Siz de takdir edersiniz ki bir oyunda karakterler önemlidir. Hiç Kratos’suz God of War olabilir mi? - Grafikler - Oyunun espri anlayışı, ara videoları izlemek gerçekten çok eğlenceli. - Oyunun gerçekçilik konusunda muhteşem olması. Mesela yolda giderken bastığınız yer çökerse bizimki hemen tepki veriyor. Güzel bir silah buldu mu “tam aradığım şey diyor” Ölümden kıl payı döndü mü “Vay be, hala hayattayım” diyor. Muhteşem yaa… - Her şeyden önemlisi oyunun harcadığınız vakte değmesi. Kötü yanlar: - Bulmacaların az ve çok kolay olması. - Oyunun bir solukta bitmesi (ki bu dediğim gibi aslında kötü bir ley değil). - El bombası kullanımı olmamış. İyi kötü bir incelemenin daha sonuna geldik arkadaşlar. Hepinize mutlu mesut günler diliyorum. |