| 38 gün, yani yaklaşık olarak bir ay kaldı Euro 2008’e. Heyecanımızın ve beklentilerimizin artmasıyla birlikte, bazılarımız da marketlerde satılan kupa albümlerini biriktiriyoruz. Stadyumlarda hazırlıklarla birlikte, bitmek bilmeyen ve bilet isteyen kuyruklar... Kısacası bir büyük organizasyon daha bir yaza damgasını vuracakken, Electronic Arts da nihayet futbolcuları kontrolümüz altına sundu. Tabii ilginçtir ki, tam o anda bir stadyumun sağ tribününde sürekli devre kopuklukları yaşanıyor, hasarı düzeltmek zorlaşıyordu. Oyuna belki de biraz bu yüzden nazar değdi diyelim, şahsi fikrim aman bu oyuna el sürmeyin...
İlk Başlık Yenilemeler Olacaktı, Fakat Gerilemeler Oldu Anlayabileceğiniz kadarıyla nedense Euro 2008’de büyük bir gerileme yaşanmış. Oynanış sisteminde firma değişikliğe gidecekken, ister istemez oluşan gerilemeyle birlikte oyun belirgin arcade çizgilerine daha çok bağlanmış gibi geldi bana. 
Fark ettiğim ilk nokta felaket bir durumda olan atak sistemleri. Hatırlarsanız son Fifa oyununda bir korner atışında rakip ceza sahası içerisinde kısa oyuncularınız yoğunluktaysa ya kaleci çıkıp topa atlıyordu, ya da uzun rakip oyuncular tehlikeyi uzaklaştırıyordu. Fakat bu oyunda, bırakın korneri, orta yapmak bile son derece anlamsız bir hale gelmiş. Uzun olsun olmasın, çok kaliteli bir ortayı bile rakip rahatlıkla kesip tupu uzaklaştırabiliyor. Ancak hızlı hücumda, yani orta alan boşken yaptığınız ortalar ( belki ) gol oluyor, bunun dışında maalesef oynarken dengeli bir sistem veya formasyon göremiyoruz takımlarımızda. Bunun dışa vuran ve kendini fark ettiren en belirgin özelliklerinden biri de çoğunlukla gol kaydetmek için kanatlara başvurmadan sap gibi ortadan ilerlemek zorunda oluşumuz. Kısa veyahut duvar paslarıyla rakibi ekarte edebilsek bile oyun bizi çalıma değil, çoğu pozisyonda şuta zorluyor. Bu nedenle, estetiği olmayan bir futbolla baş başa kalmış olabiliyoruz. Bir diğer önemli konu ise bölücü paslaşmaların gereksizliği olmuş. Eğer boş bir alan varsa önünüzde, sık paslaşmalarla oraya kadar geldikten sonra yapacağınız en büyük hata içeriye arkadaşınızın koşu yoluna dengeli bir depar pası atmak olacaktır. Hele iyiden iyiye rakibi sıkıştırdığınız zaman, sadece sert şutlarla rakibi boğmaya çalışmalısınız. Çünkü; hem bu depar pasları, hem de rakibi bölmek için yaptığınız çapraz koşular hiçbir şey ifade etmeyecektir. Siz sadece hızını iyi ayarlayın, üç direk arasına isabetli şutlar yollayın, yeterli olacaktır.

Sadece Bir Yeni Mod Eğer oynayanız varsa, hatırlayacaktır Fifa World Cup 2006’daki görevleri. Hani 3-0’dan maçı çevirmemiz beklenen görevler. Buna benzer olarak yeni oyuna yine oldukça alıştığımız Be a Pro seçeneği ile ulaşmamız gereken ve değişik açıdan çekilen şutlardaki istatistikler verilmiş. Siz bu verileri yakalayarak takımınızı Avrupa’nın en iyisi yapmaya çalışırken, bunların anca birkaç saat oyalayabileceğini fark ediyorsunuz. Kısaca oyun, kendi etrafında turlayan ve bir türlü çıkışı bulamayan böcek misali. Yani oyundan şöyle kaliteli bir zevk alıp da saatlerce ekrana takılıp kalamıyorsunuz, her ne kadar buna oldukça özlem duysanız da. Grafik ve Seslerin Yetersizliği Eğer UEFA Euro 2008’i yeni jenerasyon platformlarda, yani PS3 veya XBOX 360’ta oynuyorsanız, grafiklerin oldukça kaliteli olduğunu fark edeceksiniz. Ama eğer eski nesilden bir konsolda veya ne kadar kaliteli olursa olsun bir PC’de oynuyorsanız, oldukça yetersiz ve kötü grafiklerle karşılaşıyorsunuz. Kopyala-Yapıştır seçeneği inanılmaz bir şekilde kullanılarak hazırlanılan taraftar grupları oldukça anlamsız duruyor maç içerisinde. Oyuncuların yüz ve vücut modellemeleri iyi olsa da, açıkça söylüyorum mükemmel diyemeyeceğim. Hele beton havası çimler, insanı maçın içerisinden çekip alıyor sanki. O kadar basit, o kadar özensiz ki... 
Gelelim seslerimize. Eğer iyi derecede İngilizce biliyorsanız, oldukça saçma ve anlamsız maç yorumlarını rahatlıkla anlayabilirsiniz. Örneğin; kaleci hatalı bir şekilde çıktı ve rahat bir şekilde onu geride bıraktınız ve topu ağlara yavaşça bıraktınız. Kör yorumcumuzun söyledikleri ise “O ne muhteşem şuttu, ben görmedim böyle bir şey” veya “ Çok dengeli bir vuruş gerçekten, bu kadar kontrollü atılmasa yan ağlarda kalabilirdi belki top” şeklinde. Zaten boş kaleye attığınız gole böyle yorumların gelmesi biraz da güldürüyor sizi. Demek hayatında boş kaleye gol görmemiş elemanlar da varmış şu fani hayatta. Bununla birlikte, taraftarların birbirine karışan tezahüratları ve topa vurulduğu anda oldukça abartılı bir şekilde duyduğunuz “tak” sesi, sizi oyundan oldukça soğutuyor. Son Perde Hızlıca Kapanırken Anlayacağınız kadarıyla, Electronic Arts yine anlamsız ve kalitesiz bir yapımla karşımıza çıkıyor. İyi bir futbol tutkunuysanız, futbolla yatıp futbolla kalkıyorsanız bile, şahsen maçların canlı yayınlarını izlemenizi tavsiye ederim. Ama tabii ki deneyip oyuncularınızı kontrol edebilir, içinizde dağlanan heyecanı söndürebilirsiniz. Kararı size bırakırken, oyunun PC, PS3, PS2, PSP, Xbox 360 konsollarına 11 Nisan tarihinde çıktığını hatırlatalım. Sekiz farklı stadyumla, iki farklı organizasyon ülkesiyle, Avrupa’nın 51 deviyle ve cennet ülkemiz Türkiye’yle şanslı grup, bol gollü final maçları diliyorum. İyi oyunlar, zor da olsa zevkli dakikalar...
Saygılar... 
|