| Bu incelemede yine eskilerden, ki bence bu oyun hiçbir zaman eskimeyecek, bir oyun olan The Longest Journey hakkında aydınlatıcı bir inceleme yazmaya çalışacağım. Neden eski oyunları inceliyorsun diyecek olursanız, hani bazı oyunlar vardır hepimizde derin izler bırakmıştır. Arkadaşlarınızın da o oyunu oynayıp o güzelliği yaşamalarını istersiniz. İşte o oyunlardan bir tanesi bu. O yüzden her ne kadar giriş paragrafında yazmak sakıncalı olsa da bu oyunu alın. 2000 senesinde çıkan bu oyunumuz tıpkı Gabriel Knight 3 gibi saf bir adventure. Oyunda silah kullanmayacaksınız, hiçbir şeyi öldürmeyeceksiniz, asla ölmeyeceksiniz. Sadece yapılması gerekenleri yapıp bir sonraki bölüme geçeceksiniz. Mouse’un sol tuşuna tıklayıp karakterinizi yürütecek yine isterseniz mouse ile isterseniz I tuşu ile envanter ekranını açıp gerekli birleştirme işlemleri ya da seçim işlemlerini yapacaksınız. Bu kadar basit bir oynanışı var kısaca. İsterseniz klavyeyi çöpe atabilirsiniz. Ama kolaylık olması açısından eğer klavyeden bir kereliğe mahsus X tuşuna basarsanız oyunda bulunduğunuz mekandaki mevcut gidişleri gösteren bir işaret belirecek. Bir diğer husus da, bilirsiniz adventure oyunlarında bazen mekan büyük olur ve siz karaktere git dediğinizde yarım saat dediğiniz yere yürür ya da koşar. The Longest Journey’de ESC tuşu vasıtasıyla oyundaki karakterimiz olan April’ın bazen insanı sıkan o yürüme ve koşma sürecini atlayabilirsiniz.
 Bu oyunu incelememdeki yegane sebep yine oyunun senaryosu ve atmosferi. Konusunu kısaca özetlemek gerekirse, oyunda April adında genç bir kızı yönetiyoruz. April, ailesinin yanında yaşamaktan artık bunalmıştır. Babası pek iç açıcı bir karakter değildir. Evdeki kavgalara dayanamaz ve uzaklaşmaya karar verir. Neden sonra Venice’de ufak bir daireye taşınır. Oturduğu apartmanda kendine iyi arkadaşlar edinir. Geçimini de hemen yakınlardaki bir kafede çalışarak sağlar. Bu arada Venice’in ünlü sanat okulunda da eğitimine devam eder. Derken bir gün April garip rüyalar görmeye başlar. İşin enteresanı rüyalar çok gerçekçidir. April bu durumdan en yakın arkadaşlarına bahseder sadece. Tabi ti’ye alınır. Daha sonra bir gün apartmandan çıkarken Cortez adında bir adam April’a seslenir. April’a rüyalarından bahseder, onların aslında rüya olmadığını kendisinin özel bir kız olduğunu söyler. Tabi April durumdan sinirlenir. Arkadaşlarının bu adama bahsettiğini falan düşünür. Fakat ne zaman bu rüyamsı şeyler başkaları tarafından da görülür hale gelir, o zaman April, Cortez’i dinlemek zorunda olduğunu anlar. Sonra anlaşılır ki bizim yaşadığımız dünya, ki adı Stark, aslında eskiden bir bütün olan gerçek dünyanın sadece bir yarısıdır. Bir de diğer yarısı vardır. Fakat bu diğer yarısı, ki adı Arcadia’dır, Stark’taki kişiler tarafından unutulalı yıllar olmuştur. Şimdi burada bu iki dünyanın o muhteşem hikayesini daha fazla anlatıp oyundan alacağınız zevki heba etmek istemiyorum. Ama şu kadarını söyleyeyim iki dünya aralarındaki bir dengeyle ayakta durmaktadır. Bu dengeyi 1000 senede bir seçilen bir gardiyan üstlenmektedir. Ama April’in şansına onun yaşadığı zamanki gardiyan bir şekilde rahatsız edilmiştir ve iki dünya ciddi bir tehlikededir. Gördüğü rüyalar da gardiyanın gitmesiyle oluşan kaos yüzünden bu iki dünyanın yavaş yavaş birbirine karışmasının bir sonucudur. Bizimkinin özel olmasının sebebi ise onun bir shifter olmasıdır. Yani bu paralel iki dünya arasında seyahat edebilen tek kişidir.  Gelecekte geçen The Longest Journey’de kahramanımız April üzerine düşen vazifeyi yerine getirebilmek için gerek Arcadia’da gerek Stark’ta birçok yeri gezmek zorunda kalacaktır. Birçok yeni ırkla tanışacak, birçok arkadaşlar edinecek ve bir o kadar da düşman edinecektir. Bu uzun seyahati boyunca birçok duyguyu bizzat deneyerek öğrenecektir. Stark dünyasının bilimi, Arcadia dünyasının ise büyüyü temsil ettiğini öğrenecek ve Arcadia’da görecekleri karşısında hayaller hakkındaki tanımı değişecektir. Oyunda gerçekten de birçok mekanda gezme fırsatı bulacaksınız. Bir o kadar da karakterle tanışıp onların bilgilerinden faydalanacaksınız. Konuşmalara özellikle dikkat etmenizi öneririm. Çünkü oyundaki bu sohbetlerle hem konuya daha fazla hakim olacaksınız hem de o ustaca yazılmış konuşma metinlerindeki esprilerle bol bol güleceksiniz. İlk iki bölüm daha fazla konuşma ağırlıklı olduğu için ve ana karakterleri öğrenmeye ve April’in hayatını biraz olsun bize anlatma vazifesi gördüğü için biraz sıkılabilir. Ama daha sonra gerçekten eşi benzeri olmayan senaryosuyla oyun sizin meraka olan zaafınızı sonuna kadar sömürecek.  Oyun point&click tarzı adventure tarzında olduğu için oyunda ileride işinize yarayacak bazı nesneler bulacaksınız ve bunları doğru yerlerde kullanmanız gerekecek. Bu konuda şunu kesinlikle söyleyebilirim ki oyundaki (oyunun bilim-kurgu türünde olduğunu da unutmayarak) bulmacaların neredeyse hepsi mantık çerçevesinde hazırlanmış. Bir elektrik kutusunun anahtarının demiryolunda olması haricinde oyunda bulacağınız ya da yapacağınız her şey çok mantıklı. Eğer oynadıysanız hatırlarsınız, hala yeni diyebileceğimiz bir adventure oyunu çıktıydı: Secret Files: Tunguska diye. Oyunun hikayesi tamam fena değildi ama oyunda yaptığımız şeyler o kadar saçmaydı ki. Oyunda atmosfer bırakmıyordu. Birçok masum insanın hayatını rezil ediyorduk resmen. Ama The Longest Journey kesinlikle bu konuda size sıkıntı yaşatmayacak. Bazen zorlanacağınız bulmacalar haricinde oyun tüm ilginizi “acaba ne olacak” sorusuna odaklayacak. Oyunun senaryosu gerçekten benzeri olmayan bir başyapıt. Tabi insanı sıkmayan, dinlendirici müziklerle de birleşince atmosferi de bir o kadar mükemmelleşiyor. Seslendirmeler de kesinlikle tam puana layık. Bütün karakterler profesyonelce seslendirilmiş. Bu arada oyundan maksimum zevk almak istiyorsanız iyi bir İngilizce bilginiz olması şart. Eğer “listening” konusunda sıkıntılarınız varsa bile oyunda altyazıları açıp bu sıkıntınızdan muaf olabilirsiniz. Hatta oyunda yapacağınız bütün konuşmalar April’in günlüğüne aynen kaydedilecek. Bu sayede kaçırdığınız bir yer olursa açıp tekrardan okuyabileceksiniz. Bir diğer hoş özellik de yine oyundaki önemli gelişmelerin April’in günlüğüne kaydedilmesi. Bu türden bir gelişme olduğunda ekranın sağ üst köşesinde April’in günlüğünün yanıp söndüğünü göreceksiniz. Ve April’in ağzından gelişmelerin özetini edinerek, oyunda çıkmaza düşerseniz önemli ipuçlarına ulaşabileceksiniz.
 Peki bu oyunu nerden bulabilirsiniz? Cevap basit: Steam. Valve’nin Steam gibi bir buluşu yapması gerçekten asla eskimeyecek olan ama bulunabilirliği imkansıza yaklaşan The Longest Journey gibi oyunları bulmamızı sağlaması açısından mükemmel. Üstelik öyle büyük bir meblağ da değil. Oyun tam olarak 9.95$ gibi bir fiyattan indirilebiliyor. Böyle bir oyun için gerçekten süper bir fiyat bu. Neden diyecek olursanız, günümüzde böyle adventure oyunları bulmak artık imkansız. Sonra bu oyun eğer tam çözüm kullanmazsanız öyle 3-5 günde oynayıp bitirebileceğiniz bir oyun değil. Ama her şeyden önemlisi hak ediyor. Ben hikayeye elimden geldiğince az değindim. O hikaye o kadar derinleşecek ki oyunu muhtemelen bir kez daha oynamak isteyeceksiniz. Bu arada oyunun grafikleri hala çok hoş duruyor. Çevre tasarımları 3 boyutlu olmadığı için aradan geçen 7 seneyi pek umursamayacaksınız. Zaten resimlerden de fikir edinebilirsiniz. Bu oyunu ilk bitirdiğimde gerçekten çok etkilenmiştim. Böyle senaryolar acaba ilerde gelir mi diye sormuştum. Sonra olan oldu ve Dreamfall: The Longest Journey geldi. Bu sonucu düştükten sonra Dreamfall’u da incelemem gerekecek desenize... |