| HER EFSANENİN BİR BAŞLANGICI VARDIR... Birkaç ay öncesine kadar serinin devam oyunu ile adı karıştırılan SH'in başlı başına bir PSP projesi olması bizleri biraz şaşırttı. Zira SH5 ile Origins'in aynı oyun olmadığını geç de olsa kavramış olduk... İzin verirseniz uzun uzadıya Silent Hill tarihçesi yapmadan, konuya damardan giriş yapmak istiyorum: Öncelikle Origins'i hayata geçirme fikri; yapımcı firmanın ilk oyunu, son teknolojinin nimetlerinden yararlanarak yeniden oluşturma düşüncesini masaya yatırdıkları sırada gelişmiş. Günümüzde pek çok oyun ve film için uygulanan bu metot açıkçası Silent Hill söz konusu olduğunda da cazip hale geliyor. 1999 yılından günümüze, oyunlardaki teknolojik gelişmenin boyutunu düşünecek olursak, ilk oyunu daha kaliteli grafik ve daha yüksek bir oynanabilirlik ile yeniden oynamak; düşünce bazında bile insanı ister istemez heyecanlandırıyor. Lakin tam bu projeyi hayata geçirmeyi düşündükleri bir anda yapımcıların aklına daha orijinal ve daha parlak bir fikir gelmiş. İlk oyunun da öncesine giderek hikayeye yeni bir şeyler katmak. Sonuçta karşımıza gizeme biraz daha açıklama ve bolca sis kazandıracak bir bölüm çıkmış durumda...
 Oyundaki karakterimiz Travis adında bir kamyon şoförü ve direk Silent Hill'in göbeğinde hikayeye dahil olmak yerine SH kasabasına sürükleniyor. Kendisini kasaba sürükleyen ise Alesa'nın ta kendisi. Dördüncü oyundan itibaren SH den uzaklaşıldığını düşünenlerin; karşılarında yine o tanıdık, bildik atmosferi bulmaları eminim kendilerini mutlu edecektir. Zira oyunumuz, ilk üç oyunun metodunu kullanıyor. Başlangıç olarak SH etrafında bir kasabadayız, merkeze yakın olduğumuzu etrafımızı saran sisler sayesinde anlayabiliyoruz. Bir süre özlemini çekmiş olduğumuz bir giriş bölümüyle karşı karşıyayız. Fakat burada durmak lazım çünkü farklı olan bir şey var... Kamera Açısı... Eski Silent Hill oyunlarından farklı bir kamera açısına sahip olmasının nedeni ise malumunuz PSP konsolundaki esneklik nedeniyle, ev konsollarındaki korku hissini yaratmaması. Aslına bakılacak olursa getirilen bu yeni görüntü sistemi PSP gibi bir el konsoluna cuk oturmuş diyebiliriz. Oyun tamamen PSP için tasarlanmış olduğundan dolayı bu gibi değişiklikleri getirmek bir çeşit zorunluluk olmuş. Görüntü konusunda Resident Evil serisinin dördüncü oyuna getirmiş olduğu teknik kullanılmış. Sadece kamera açıları değil, oyun içi etkileşimde de RE4'ün kokusu var gibi sanki. Aslına bakılacak olursa bunun oldukça radikal bir değişiklik olduğunu ve oyunlardaki aksiyon dozunu arttırdığını düşünüyorum. Silent Hill gibi bir oyuna aksiyonu yakıştırmayacaksınız belki ama oyunumuzdaki hareketlilik diğer serilere göre biraz daha fazla. Oyunun şimdilik konsollar ya da PC için piyasaya sürülüp sürmeyeceği merak konusu lakin Konami'nin yapmış olduğu açıklamaya göre bu ihtimal yok denecek kadar az. Zira SH: Origins diğer hiçbir konsol düşünülmeden baştan aşağı PSP için yaratılmış bir oyun.  Oyun geliştirilme aşamasındayken -minimum da olsa- filmin kronolojisinden de yararlanılmış vaziyette. Bazılarınız bilir ki Silent Hill: Origins'in ilk görüntüleri de yurtdışında filmle yakın zamanda piyasaya sürülmüş birinci bölge DVD lerinde yer almaktaydı. Filmin de Origins ve daha sonra gelecek SH oyunları üzerindeki bu minimum etkisi sürecektir. Tabii film dışında en çok sorulan soru; oyunun, SH1 ile arasında nasıl bir bağlantı olduğu sorusu... Hatta Kaufmann ve Dahlia'nın bu oyunda karşımıza çıkacakları rivayet edilmekte tabii diğer yandan polis memuru Cybil'le de bu oyunda karşılaşma ihtimalimiz çok yüksek. Oyun severler için ikinci ve üçüncü oyunun yeri apayrıdır kuşkusuz. Özellikle ikinci oyun duygusal tramvalar konusunda etkileyiciliği daha üst düzeyde kılmıştır. Origins'deki karakterimiz Travis'in de geçmişindeki gelgitler oyunumuza yön vermemizi sağlayacak. Videolardan ve oyun içi görüntülerinden gözümüze çarpan en gözde mekanlardan biri Alchemilla Hastahanesi oluyor. Bunun dışında oyunun geçeceği beş farklı mekan daha bulunmakta. Tabii hepsinden önemlisi; oyuna başlarken yine o bildik sisli-puslu SH kasaba turumuz da ihmal edilmiş değil... Açık olmak gerekirse, SH kurgusunun öncesine yapılan bu dönüşün de Silent Hill'in sisleri arasındaki gizemi fazlaca ele vermediğini belirtmem gerekiyor. Zira Kasaba'da baş gösteren garipliklerin on yedinci yüzyıla dayandığını bildiğimize göre, ilk oyunun biraz öncesindeki bir zaman aralığını dolduran "Origins" in bize gizemi açmak yerine sadece o gizeme bir şeyler kattığını söyleyebiliriz. Lakin karakter odaklı bir hikaye olan oyunda Travis'in gelgitleri ile uğraşmaktan, ana hikayeye yeteri kadar odaklanabileceğimizi sanmıyorum.  Hikayeye dönecek olursak. Alesa tarafından Silent Hill'e sürüklenir sürüklenmez kendimizi yanan bir evin önünde buluveriyoruz. İçeriden gelen çığlıklara kulak verip kahramanlığa girişiyoruz. - bunun daha sonradan bize ne gibi şeylere mal olacağını bilmeden tabii ki - Karşımıza yarı köze dönüşmüş olan bir kız çıkıyor içeride ve kendisini öldürmemizi rica ediyor... Eee adınız Travis ise, yeteri kadar insaflıysanız ve naif bir kamyon sürücüsüyseniz böyle bir isteği yerine getiremeyeceğinizi de bilirsiniz doğal olarak. Heather olduğunu tahmin ettiğimiz (ki yanılma olasılığımız çok çok yüksek) kızı kurtarıyoruz fakat kısa süre içerisinden bilincimiz kayboluyor ve kendimizden geçiyoruz... ...VEEE SOOONRAAAAAA? Evet... karşımızdaki manzara tanıdık değil mi? Sisler içerisinde bir kasaba ve o kasabaya nasıl geldiğinden bir haber bir kurban... Travis'in kendine gelir gelmez, kurtarmış olduğu kızın durumunu öğrenebilmek için şehir haritasına bakıp, Alchamilla Hastahanesine yönelmesi, oyun boyunca yapmış olduğu ne ilk hata, ne de sonuncusu olacaktır... Eski dostlarımız olan fener ve radyoya yeniden, tanıdık bir mekan içerisinden kavuşmak korkunuzu bir nebze azaltır mı bilemem fakat yaratık tasarımlarının oldukça farklı olduğunu söyleyebilirim. Yer yer ilk iki oyundaki yaratıkları anımsatsa - ve çoğu zaman aynı tasarımlar yer alsa- da, daha farklı canavar modellemeleri de eksik edilmemiş vaziyette. Gelelim Silent Hill'in en büyük avantajı olan müziklerine. Bir SH oyununun en can alıcı noktasının müzikleri olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebiliriz. Müzikler; serinin diğer bütün oyunlarındaki gibi, Akira Yamaoka'ya teslim edilmiş vaziyette. Yine atmosfer ile muhteşem uyumlu ve ilk dakikadan itibaren kendimizi oyuna kaptırmamızı sağlayan tema müzikleri vücuda getirmişler. Zamanında ilk defa bir oyunun müziklerinin konserinin verilmesine sebebiyet veren tema müziklerine yenilerinin eklenmesi çok hoş. Akira Yamaoka'nın bundan sonra da en iyi bildiği işin başından kalkmamasını dileyerek sonuç bölümüne köprü kurayım en iyisi... Uzun lafın kısası; yapımcılar yine bizleri oyun başında esir edecek bir projeye imza atmışlar. Origins'in başlangıcı; SH5 in ise serinin devam olduğunu fakat yine de bu ikisi arasında bir ilişki olacağını belirtmiştim. Görünen o ki SH hikayesi, elindeki sağlam konunun hakkını verecek şekilde devam edecek. Bizler ise her oyunda sis perdesinin aralanmasını beklerken; daha çok sise bulanmaya devam edeceğiz... |