| Muhtemelen oyun camiasıyla ilgilenip de Silent Hill ismini duymayan kalmamıştır. Psikolojik gerilim ve korku öğelerini en iyi taşıyan oyun serilerinden biri olan bu serinin aniden içimden gelen bir istek sonucu 2. oyununu sizinle paylaşmak istedim. Tahminimce çoğunuz oyunu oynamış, bitirmiş hatta birkaç kez bitirmişinizdir (Ben 5 kez bitirdim de). Ben de aklımda sağlam yer edinmiş oyunları incelemekten müthiş keyif duyan bir oyun sever olarak diyorum ki bu oyunu tekrardan bir hatırlayalım. Oyunda James Sunderland isminde bir kişiyi kontrol ediyor ve bu adamın ölen karısıyla ilgili gizemi araştırıyoruz. Gizem kelimesi bu oyun için gerçekten hayati önem taşıyor. Çünkü gizem faktörü oyunun atmosferine öyle yedirilmiş ki daha oyunun başından aklınızı oyuna odaklamanızı sağlıyor. Oynayanlar hatırlayacaktır, oyunun başında adamımız kendine gelen bir mektubu okuyordu. Ve okurken çok hoş bir müzik ona eşlik ediyordu. Mektup, gönderenin sesiyle biz oyunculara aktarılıyordu. Mektup sonlarına doğru seni Silent Hill’deki özel yerimizde bekliyorum gibi bir ifade vardı. Mektup bittikten sonra James’in dediği şu sözler insanın oyuna devam etmesi için yeterliydi: 3 sene önce ölen karımdan nasıl mektup gelebilir ki? Ama ya gerçekten oradaysa...
 İşte bütün hikaye bir mektupla başlıyordu Silent Hill 2’de. Mektubu alan James hemen Silent Hill’in yolunu tutuyordu. Ama bu kasabanın anormal olmasını fark etmesi uzun sürmeyecekti. Kasabanın içlerine doğru geçerken ilk olarak annesini arayan Angela adlı bir kadına rastlıyordu. Angela ona kasabanın tehlikeli olduğunu söylüyordu. Ama James karısını seviyordu. Daha da ilerleyince ilk kez ne zombi olan ne de insan olan garip bir yaratıkla karşılaşıyordu. Bir de garip bir teybe rastlıyordu. Teypten bir ses kesik kesik olarak ona seslenip yardım istiyordu. Daha sonra Maria ile tanışıyordu. Maria tıpkı Mary gibi görünüyordu. Sesi de onun gibiydi. Bu yüzden James’in kafası allak bullak oluyordu. Anlayacağınız üzere oyunda garip olaylara sık sık rastlıyorduk. Oynamayan arkadaşlar bunların saçma olduğunu o yüzden gerçekçilik faktörünü zedelediğini düşünebilir. Ama işin aslı kesinlikle öyle değil. Çünkü her şeyin sebebi Silent Hill kasabası. Kasaba nasıl olup da garip olaylar yaratıyor, bu soruyu cevaplayamıyorduk. Ama işin ciddiyetini de bu sağlıyordu. Ve gizem faktörünü en üst noktalara taşıyordu. Oyundaki Laura (ismini yanlış hatırlıyor olabilirim) adlı küçük kız başlı başına bir gizem faktörüydü mesela. Kimdir, neden onca zebaninin arasında çocuk başına dolanıyordur? Ve nasıl oluyordur da 3 yıl önce ölen karımız hakkında bu kadar çok bilgisi vardır? Peki ya şişko çocuk (adını hatırlayamadım). Tek başına o Silent Hill’de ne yapıyor. Neden onca insanı acımasızca öldürmüş? Ya Maria? Bu kadına her rastladığınızda sanki sürekli başka bir şeyler diyordu. Bir dediği diğerini tutmuyordu. Hatta ben o karakterin aslında olduğundan bile emin değilim. Belki de James’in kafasında kurduğu bir hayali kişiydi. Oyunda birçok garip olaya tanık olacaksınız. İşin özü oyun gizem işini yapmasını gerçekten çok iyi biliyordu.
 Ama oyunu oynayanların Silent Hill 2 deyince ilk akıllarına gelen şey büyük olasılıkla piramit kafadır. Kendisiyle ilk karşılaştığımız an bile muhteşemdir. Bütün endamıyla elinde koca bıçağıyla olduğu yerde durup bize bakmaktadır. Ama aramızda demir parlaklıklar olduğu için bize saldıramamaktadır. Bu yaratık ileride birçok kez karşımıza çıkar ve onunla en son karşılaşmamızda onu öldürdükten sonra yaptığı hareket de gerçekten görmeye değerdir. Oyundaki süper noktalar gizem unsuru ve hikayesinden ibaret değildi elbette. Atmosferi benzersizdi. Atmosferi tamamlayan müzikleriyle kendine apayrı bir yer edinmiştir Silent Hill. Bulunduğunuz mekana muhteşem şekilde oturan bu parçalar Silent Hill’e inanılmaz bir katkı yapmaktaydı. Serinin bütün oyunlarının soundtrack albümlerinin yayımlanması ve geçtiğimiz senelerde aynı adlı filminde de yine oyunlarındaki parçaların kullanılması müziklerin kalitesinin bir kanıtı olarak gösterilebilir. Hatta burada belirtmek istediğim bir diğer nokta da, çok iyi hatırlıyorum bir ara televizyon kanallarımızın birinde yeni bir dizi başlamıştı. Fragmanında Silent Hill 2’de 312 numaralı odadayken çalan o muhteşem müzik (adı True Lapse) çalmaktaydı. O dizi neydi derseniz ben de hatırlamıyorum, çünkü tutmadığı için hemen kaldırılmıştı. Ama şu kadarını söyleyeyim. Özellikle 2. ve 3. oyunun müziklerinin bir kısmı altın klasiklerim adını verdiğim sadece en çok sevdiğim şarkılardan oluşan dosyanın içindedir. Mekanlar da kusursuzdur. Özellikle ilerleyen bölümlerde normal bir mekana rastlamayacaksınız. Garip garip sesler, cesetler, paslanmış metaller, kana bulanmış mekanlar hep sizinle olacak.
 Oyunun teknik detayları da zamanında çok iyiydi. Hatta bana sorarsanız oyunun grafikleri günümüzde bile kesinlikle hafife alınmamalı. Silent Hill’in o 5 metreden ötesini göremediğiniz hiç bitmeyen sisli atmosferi ve diğer bütün çevre ve karakter detayları yeterince iyi. Aksiyon ve adventure öğelerini taşıyan Silent Hill’de kötüydü diyebileceğimiz belki tek nokta oyundaki aksiyonun öğesinin, hikayenin yanında biraz geri kalması diyebiliriz. Diyeceğim o ki oyundaki aksiyon insana gereksiz gelebiliyordu. Oyunda birkaç çeşit yakından vuruş yapabileceğimiz silahın yanı sıra tabanca, pompalı, ve tüfek gibi üç tane de ateşli, silahımız oluyordu. Ama oyunda boss savaşı diyebileceğimiz birkaç önemli savaşın dışında ateşli silah kullanmanızı gerektirecek rakip pek olmuyordu. Bu da oyundaki ateşli silahları önemsiz kılıyordu. Bir diğer özgün özelliği de Silent Hill’in oyunun aksiyon zorluğunun dışında bulmacalar için de bir zorluk seviyesi seçmemize imkan vermesiydi. Seçtiğiniz zorluğa göre bulmacalar değişmiyordu ama çözmesi zorlaşıyordu. Örnek vermek gerekirse oyunun bir bölümünde bulduğunuz üç madeni parayı 5 delikten doğru olanlarına koymanız gerekiyordu. Hangisini nereye koyacağınızı hemen aynı yerdeki bir şiirin yardımıyla anlıyordunuz. Ama seçtiğiniz zorluğa göre o şiir de tabi ki değişiyordu.
 Oyunun yanlış hatırlamıyorsam 5 farklı sonu vardı. Ben 3 tanesini gördüm. Kalan ikisini önümdeki günlere saklıyorum. Maria sonunu 3 kez bitirmiştim. Yani demek istediğim oyun bir kez oynanıp atılacak bir oyun da değil. Ben 5 kez bitirmiş olarak hala konuyu anlayabilmiş değilim diyebilirim. Her oynayışta biraz daha kafanız olaylara yatacak. Görülecek 5 farklı sonun olması da bir diğer oyuna bırakamama sebebi. Uzun lafın kısası Silent Hill 2 oynanmayı hak ediyordu. Bir türlü anlam veremediğimiz o olaylar bizim oyuna olan merakımızı kat be kat arttırıyordu. Bitmek bilmeyen sis, garip yaratıklar, muhteşem müzikleri bizi her an tetikte tutuyordu. Ve 312 numaralı odada izleyenciğimiz videodan sonra kafamız daha da allak bullak oluyordu. Evet o 312 numaralı oda gerçekten oyunun en önemli sahnesidir bence. Hala o görüntüye tam olarak anlam verebilmiş değilim (merak ettiniz di mi). Bu yüzden ne yapacağım biliyor musunuz? Yine oynayacağım tabi... Daha çok mazi incelemesi yapacağız arkadaşlar. O zamana kadar esen kalın. Rüyanızda piramit kafayı görün :) |