| İnsanoğlu ezelinden beri kendi kimliği ve benliği konusunda belli yanılgılara düşmüştür zaman zaman. Bazen kendi olmaktan sıkılır. Bazen içinde bulunduğu ortamdan sıkılır... Kimi zaman arkadaş çevresinden, kimi zaman kaldığı yerden... İnsanların sık sık başvurduğu bir yöntemdir, başkaları gibi olmak, başkalarının sahip olduklarını istemek. Günümüzde bu olayın sorumlusu olarak kitle iletişim araçları, magazin basını, Hollywood kültürü gösterilse de aslında bu duygular her zaman için insanlarda var olan duygulardır. Daha ilkel dönemlerden tek farkı; günümüz teknolojisinin bunu çok daha çabuk ortaya çıkartır vaziyete gelmiş olmasıdır. Genellikle elimizdekilerle mutlu olmayı reddederiz. Ya fazlasına ya da daha farklısına sahip olmak isteriz her zaman. Sahip olabileceğimiz her şey elimizin altındaysa sıkılırız. Nitekim uğrunda mücadele edebileceğimiz hiçbir şey kalmamış demektir. Fakat sahip olmak istediklerimizin hiçbiri bizlerde mevcut değilse o zaman da onlara en kısa yoldan sahip olmayı dileriz. Hal böyle olunca da mücadeleden bıkarız. İşte o zaman devreye alternatif kişiliklerimiz girerler. Bizim söyleyemediğimiz kadar iyi şarkı söyleyip, bizim sıçrayamadığımız kadar yükseklere sıçrarlar. Bizim asla yapamayacağımız kadar iyi kılıç kuşanıp, kusursuz derecede at binerler... Bunu yaparlar çünkü yapmalarına ihtiyacımız vardır. Onlar bunu yaptıklarında bizler yapmış kadar mutlu oluruz. Mutlu oluruz? Gerçekten mutlu mu oluruz yoksa mutlu olduğumuzu mu sanarız? Yani doğan durum da, yarattığımız karakterler gibi bir ilüzyondan, bir hayalden mi ibarettir? Konuyu dolaylı yollardan bin bir ilmekten geçirmek yerine; günümüzde alternatif kişiliğimizi en çok ortaya çıkartma gereği duyduğumuz internet ortamlarına taşımak istiyorum. Nicklerimizi ele alalım... Her biri aslında olmak istediğimiz, kendimize idol belirlediğimiz kimseleri çağrıştırmazlar mı? Bir kesim, o kişileri olduğu gibi nicklerine taşırken; bazı kesim ise kendilerine bir kişiyi idol belirlemenin yersiz olduğunu düşünerek konseptleri ile alakalı rumuzlar şeçer kendilerine. Halbuki onlar da olmak istedikleri -ya da olduğunu sandıkları- öbeğe karışma derdindedirler. Herkesin bu sonuçtan nasiplenmesi elbette ki imkansız fakat internetin hayatımıza soktuğu en önemli unsurlardan biri sanal karakterlerdir ve pek çok insan sosyal hayatında - yada olmayan sosyal hayatında- davranmadığı gibi davranır sanal alemde. Bu aslen pek çoğumuzun elinde değildir. Fakat çeşitli olanakların, sınırsız imkanların ardında; insanların büyük bir çoğunluğunun seviyesinin tek bir çizgiye yaklaştırıldığı, bu sınırsızlığın içinde her şeyin sıfırlardan ve birlerden meydana geldiği, sonu gelmez bir tünel oluşturulmuştur. Fantastik Edebiyat'ın, zamanında büyük edebiyat çevreleri tarafından "kaçış edebiyatı" olarak görülmesinin, yıllar sonra meyve olarak Fantastik Rol Yapma türünü doğurması ve bu türün de kısa sürede PC ve konsollara yayılmasının ardından devasa online oyunlar adı altında internet ortamlarına taşınması ile, söz konusu olan sanal karakterlerin ivmesi de yüksek rakımlara doğru çıkış gerçekleştirdi. Söz konusu durum gerçek bir "kaçış" olgusunu da beraberinde getirdi hiç kuşkusuz. Evet evet internet tabanlı devasa bir RPG oyunu oynamak da başlı başına bir kaçıştı... İçinde bulunduğumuz sıkıntılardan geçici bir kaçış... Hatta gecikmesini biraz daha zorlaştırmak adına sabahlara kadar başında durduğumuz, gayri ihtiyari olarak sızdığımız, uyandığımızda ise sorunlarımızla boğuşmak yerine yeniden başına oturduğumuz sonu belirsiz bir kaçış... Peki ya ne için? yeni bir binek hayvan? Çok daha güçlü bir "sanal" karakter? İstediğimiz alet edevatı alabilecek ya da istediğimiz kılıcı, istediğimiz zırhı kuşanabilecek para? Tüm bunlar ne için? Sorumlu, sadece sanal karakteri ardında daha güçlü görünmek adına sosyal hayatından daha çok feragat eden - hatta kimi zaman sosyal hayatını ve üzerine düşen sorumlulukları tamamı ile elinin tersiyle iten - kişiler mi? yoksa dışarıdaki sosyal hayatta onlara şans tanımayan, onları görmezden gelen, fakat onları görmezden gelirken aynı zamanda görmedikleri kişilerden farkı olmayan diğer kişiler mi? Diğer bir değişle; Teknoloji mi insanları uzaklaştırıyor? Yoksa insanlar birbirlerinden uzaklaştıkları için mi teknolojiye sarılma eğilimi gösteriyorlar? Bu konuda Teknolojinin kendi başına söz sahibi olması mümkün müdür? Yoksa insanoğlu teknolojiye sunduğu köleliğin temellerini sadece kendisi mi atmıştır? İnsanların büyük bir çoğunluğunun kendilerini sosyal hayatlarında ifade edememeleri fakat sanal ortamda ifade ettiklerini öne sürmelerinin sebebi nedir? Sanal ortam kişilerin kendilerini ifade edebilmeleri ya da birbirleri ile iletişime geçmeleri için olmazsa olmaz bir gereklilik midir? Madem öyle binlerce yıldır birbirleri ile türlü şekillerde iletişime geçmiş olan neslin bizlerde olmayan artısı nedir? Bilgi çağı olarak adlandırılan ve yine aynı sanal ortamda istediği her türlü bilgiye istediği her an ulaşan hatta bu yüzden kitap yüzü açmayı bile reddeden insanoğlunun bu düşkünlüğü ne kadar mazur görülebilir? Henüz yirmili yaşlarında olan akranlarımın, daha hayatlarının baharında geriye dönüp "vay be bizim zamanımızda bunlar yoktu hey gidi günler hey" özdeyişini, bizden önceki nesile göre çok daha erken bir dönemde söylemeye başlamış olmamız sizce de garip değil mi? Teknolojiyi yiyip bitirdiğini iddia eden internet jenerasyonuna bağlı bireylerin bile gündemi takip etmekte zorlanmasını tam olarak neye borçluyuz? Bize sunulan ve ardı arkası kesilmeyen, çeşitlilikte sınır tanımayan her ürünü alma isteğimiz, T.V. de bize dayatılan, saçma sapan ve amaçsız programlardan kaçarak, internete ve bilgisayar oyunlarına sığınan bir neslin türemesine sebep olan sadece teknoloji ve getirileri olamaz değil mi? Diğer taraftan bizleri olduğumuzdan çok daha güçsüz ve çok daha aciz hale getirmeye çalışıp kaba tabiri ile tek tip ve düşünmeyen insan yığınları oluşturmaya çalışan, popüler kültür adı altındaki acımasız tahribatın enkazı altında kalmamız için çaba sarf eden magazin kültürünün artık hayatımıza girmekle kalmayıp, beğenilerimizi, zevklerimiz ve düşüncelerimiz kendi belirlediği kalıplar içerisine sokmaya çalışmasının faturasını yine o bahsi geçen yığınların ödediği de acı bir gerçek. Dolayısıyla kendisini çok daha güçsüz hisseden ve söz konusu yığınlara mensup olan bireylerin zorunlu başvuru kaynağı oluveriyor internet. Magazin kültürünün dayatmış olduğu "yakışıklı" ve "güzel" kavramına internet ortamlarında erişmeye çalışma sebebi ise hiç kuşkusuz budur. Neticede uzmanların Tv başlarına geçip, internetin "büyüüüüük" zararlarından söz etmeden önce toplumun büyük bir kısmını etkisi altına almaya çalışarak, kitlelerin düşünmesini ya da aydınlanmasını engellemek için meydana getirilmiş magazin toplumu anlayışını yıkmak adına kafa kafaya vermeleri için uygun zaman geldi hatta çoktan geçti bile! İnternet oluşumunun da pek çok kurum ve kuruluş gibi yararlarının, zararlarına baskın hale getirmek, yine kullanıcıların ellerinde olan bir şey! İnsanların ellerinde var olanları yavaş yavaş tüketerek sanal bir arayışa yönelmesinin yegane yolu, içinde bulunulan yine aynı derecede sanal olan uykunun kollarından kurtulmaktır. Dışarıda yok olmakta olan bir gerçekliğin son demlerini kendi soluğumuzla yaşamak varken, sanal gerçekliğe duyulan bu ilgi neden??? |