| SİNEMA - OYUN İLİŞKİSİ -I-
Dünyanın her yerinde geçerli olan bir kural vardır. Büyüklerimiz o kuralı kendilerince "Kaz Gelecek Yerden Tavuk Esirgenmez" şeklinde kısaca yorumlamışlardır. Doğrudur da... Gelişim beraberinde değişimi getirir ve bu değişim modeli yeni bir anlayışa kavuşur. Damardan girecek olursak sinema (ve kısmen de olsa) oyun endüstrisini kendisine bağlamış olan Amerika için bu iki pazarlama nesnesi de vazgeçilemez haline gelmiştir. Hatta eller uzak doğu ya kadar uzatılmış vaziyettedir. Hele ki son bir kaç yıldır Hollywood un popülerleşme adına yediği vurgun; yeni arayışları direk olarak bilgisayar ve konsol oyun sektörüne çevirmiştir. 2 Türlü metod vardır: Ya çok iyi bir oyun filme çekilir... Ya da çok beklenen milyon dolarlık filmlerin (iş filmlere gelince filmin iyi olması gerekmez çok harcama yapılan ve çok beklenen film olması bile başlı başına yeterli bir sebeptir) oyunları piyasaya sürülür. İlginç bir biçimde bu oyunlar filmden önce piyasaya sürülerek, filmin tanıtımına da katkıda bulunurlar... Ve yine ilginçtir ki büyük bir çoğunluğu hüsran olmasına rağmen ne yapımcılar bu yöntemden vazgeçerler ne de oyuncular önlerine sunulan bu öğüne "hayır" der.
Tabii ki zamanında "Mortal Kombat" ya da "Street Fighter" (nedense ülkemizde Özgürlük Savaşçıları gibi alakasız ve saçma bir isimle gösterime girmiştir) gibi filmlerin kötülüğüne bakmadan tatmin olmuş bir biçimde izledik. Nitekim o günlerden bu yana sinemanın teknik anlamda kat ettiği korkunç boyutu da unutmamak lazım. Nitekim en popüler Play Station oyunlarından biri olan "Tomb Raider" beyazperdeye teşrif ettiğinde ve Angelina Jolie "Lara Croft" siluetinde karşımıza çıktığında gişede aradığını bulamamış olmasına rağmen ikinci kuşak Jolie fanları oluşturmayı ve kendisinin ününe ün katmayı da becermiş oldu. Zira "Final Fantasy" gibi köklü bir fantastik bir oyunun "Spirits Within" ile tamamen bilimkurgusallaştırılması ve Final Fantasy ruhuna dair hiçbir şey barındırmaması da her ne kadar biz FF severleri derinden yaralasa da CGI teknolojisinin ilerleyen yıllarda sinemaya nasıl yön vereceğinin de habercisiydi. Nitekim Final Fantasy 'i şanslı görebiliriz. Zira Advent Children ile dünya DVD piyasasında kendisine taht edinmekle kalmadı, hem biz FF fanatiklerini mesut etti hem de gelmiş geçmiş en iyi oyundan uyarlanan filmlerden biri oldu. Zira oyundan, beyazperdeye aktarılan filmlerin çok çok büyük bir kısmının uğradığı hüsran devam etti...
Bu çeşitleme içerisinde gözümüzü en çok döndüren ve seyirciyi en fazla bölen film ise "Resident Evil" oldu. Hem stratejik, hem de estetik bir taktik hatasından kaynaklanan Ölümcül Deney gibi son derece basit bir isimle ülkemiz salonlarını ziyaret etmiş olması da ayrı bir tartışma konusuydu tabii. Yıllar yılı Resident Evil'ı apayrı bir yere koyan ve üzerine titreyen oyuncular için kabullenilmesi zor bir hataydı; öte yandan oyunu hiç bilmeyenler için ise ayrıksı bir özelliği bulunan bir zombi filmiydi. Zira Alice gibi sallama bir karakteri barındırması ve oyunun asıl ana karakterlerini ve ana hikayesini hiçe sayması kabul edilemezdi. Yapımcıların yüzünü yeterince güldürmüş olacaktı ki devam filmi gecikmedi. Biohazard 3'e bağlı gibi gözüken sahneleri ve oyuncuların kalbine korku salmış Nemesis'i barındırıyor olması dışında yine bildiğini okuyan ve oyun severleri ciddiye almak yerine, popüler hale getirilerek gelir kaynağı haline getirilmeye çalışan bir uyarlama olmaktan kurtulamadı.
Bir oyun karakterinin son derece seksi olup, daha sonradan yıldız haline getirilmemesi inandırıcı olmasa gerek. Zira Bloodrayne'de o kategoriye dahil olmasına rağmen perdede hüsrana uğrayanlar arasında. Christanne Loken'in bize ne kadar inandırıcı bir Bloodrayne sureti sunduğu tartışmaya açık lakin filmin ülkemiz vizyonlarına bile uğramadan kısa sürede video piyasasına düşmesi de kendisini biraz daha açık ediyor...
Seksapaliteden laf açılmışken. Piyasada barındırılan onlarca dövüş oyunu varken (Misal olarak Tekken'i gösterebiliriz) tamamı seksi kadın baş karakterlerden oluşan "Dead Or Alive"‘ı beyazperdeye uyarlamanın ardında başka mantık aranabilir mi peki? Üstelik vasatın bile çok çok altında bir örnekle...
Gelelim FPS türüne... Ne o? Şans vermezdiniz değil mi? Gerçi yıllar evvel Half Life gibi bir oyunun çıkagelip FPS oyunlarına ruh katması, bir Shooter oyununun perdeye uyarlanmasını inandırıcı kılmıştır. Nitekim Half Life hala ipliği beş para etmez onlarca Hollywood yapımından çok daha sağlam bir senaryoya sahip. Dolayısıyla HL'dan bir atılım beklemek kolay olur. Hatta türe getirdiği esneklik bir yana, atmosferi ile Hollywood filmlerine şablon olabilecek bir de Farcry var elimizde. . Eee neyi saymadık? DOOM? Açıkçası hangimiz beklerdi böyle buş kabuğun içinde dolanacak bir senaryonun perdeye aktarılacağını. Oyundaki "Cehennem Geçidi" konusuna da "Gizli Bir Deney" örtüsünü de geçirivermişler üstelik. Başrolde de The Rock ve Karl Urban... Açıkçası o kadar sinsi bir şekilde o kadar hızlı gösterime girip çıkmıştı ki ne olduğunu anlayamamıştık zira unutmamız da aynı şekilde hızlı olmuştu Doom'u...
Peki hep mi kötü oldu örnekleri? Tabii ki hayır. Sırf pazarlama konsepti oluşturmak için çekilen filmler dışında, oyuncu kitleyi ciddiye alan uyarlamalar da var... Örneğin Silent Hill... Şu bir gerçek ki Final Fantasy ve Resident Evil ile birlikte katı hayran kitlesi konusunda en çok taraftar sahip olan oyunlardan biri de Silent Hill. Yıllardan beri kendi çizgisinden ödün vermeyen ve bilinçaltını odağa alarak korkutan bir oyun Silent Hill. Alt metinler konusunda zengin bir içeriğe sahip ve tabii ki müthiş ötesi, muazzam bir senaryoya sahip. Kısacası bir bilgisayar oyunu uyarlaması söz konusu olduğunda oldukça riskli bir tercih diyebiliriz. Zira film gişede aradığını bulsa da hem oyuna aşık kesimin hem de oyundan bi haber gerilim sever izleyicilerin kafasını karıştırmak dışında fazla bir şey eklediğini söyleyemesek de; işçiliği ve bazı kısımlar konusunda hikayeye iplik dokumaya çalışması, izleyicisini ciddiye aldığını ve ticari olmak adına yolundan sapmadığını göstermekteydi.
Hollywood'un son dönemlerde çizgi romanlar dışında en çok başvurduğu yöntemin bilgisayar ve PC piyasası ve bunun bir süre daha aksamadan böyle gideceğini bilmek için kahin olmaya gerek yok... Sıradaki projeler yine pek çok insanı heyecanlandıracağı gibi, pek çoğunu da hayal kırıklığına uğratacak. Önümüzdeki projelerin; Rainbow Six, Halo, Hitman, Resident Evil 3, God Of War ve yıllardır debdebesi süren ve hala kesinliğe kavuşmayan Tekken olduğunu görüyoruz. Asıl soru ise; Half Life, Metal Gear Solid gibi, endüstrinin hala el atmaya cesaret edemediği materyallere ne zaman sıranın geleceği... Bekleyelim ve Görelim... |