Kes, biç, doğra, rendele, kurşuna diz ve hatta işe! Postal'dan bahsediyoruz... Yani oyun dünyasında sınırları ortadan kaldıran bir kaç oyundan biri olan Postal'dan !
Laf salatasına gerek yok bilmeyenler için kısa bir tarih dersi verelim yeter... Postal söz konusu olduğunda GTA'nın geçirmiş olduğu metamorfozun bir benzerine maruz kaldığını söyleyebiliriz. Nasıl ki yeni kuşak oyun severlerin pek çoğu GTA'nın miladını hatalı bir biçimde GTA 3 ile bağdaştırıyorsa Postal'ın miladı da Postal 2 ile bağdaşlaştırılabiliyor. Eee incelemesini yaptığımız oyun da bir dönem Postal 3 olduğu sanılmış olan Postal 2: Eternal Damnation . Beslendiği kök ise tabii Postal 2 'nin ta kendisi...

Benim Postal 2 ile tanışmam sanıyorum ki lise 2 dönemine tekabul ediyor. İnternet cafede Red Alert 2 oynarken yan tarafımdaki velet garip bir oyun oynuyordu. Kendi oyunumdaki sıramı savıp ekarte olduğum için veleti izlemeye koyuldum. Elindeki kürekle etraftaki insanların kafasını uçurmaktan pek bir zevk alır gibiydi. Yine de bu haliyle sıradan bir FPS den farkı yoktu oyunun... Taaa kii fermuarını açıp etraftakilerin üstüne işeyerek, onları kusturasıya işeyinceye kadar! Kısa bir süre içerisinde oyunu oynayabilme imkanım oldu. O zaman postalın her ne kadar boş bir oyun olsa da sırf abzürdlük ve milleti eğlendirmek adına yapılmış kara mizah yükünden de epey nasibini almış bir şaka olduğunu anladım.
Postal 2 , aslen Postal'ın içermiş olduğu şiddet yüzünden yapımcılara alınan tavrı odak alan bir oyun. Bu nedenle de oynadığınız karakter oyunun yapımcısı konumunda. Yani Postal 2 , ilk oyunun şiddet dozuna yapılan eleştirilere atılan bir tokat niteliği taşıyor. Kan gövdeyi götürürken, ağızlar bir dakika bile küfretmeden durmuyor! Zaten piyasaya sürüldüğü dönemde bile 18+ olmasının nedenini başka bir yerde aramamak lazım. Diğer taraftan oyun severleri de ikiye bölmesiyle meşhur bir oyun Postal 2 , fakat kült mertebesine de kısa sürede erişebilmiş bir yapım olduğunu da esgeçmemek lazım.
Postal 2 keskin bir mizah anlayışına sahip. Hatta buna jilet gibi keskin dersek adresini tam olarak bulacaktır :) Karakterin umarsızlığı ve anarşik tavrı bir yana, bir süt almak için markete gittiğimiz günün, Die Hard filminden fırlaması başlı başına bir komedi unsuru. Ya da görevlerimizden birinin "babamızın mezarına gidip işemek." olduğunu ve bu görev sonunda bize giydirilen kostümle el aleme soytarı olduğumuzu düşünürsek. Hatta ve hatta oyunun bir bölümünde prostat tehlikesi geçirmemiz (kızıl ejderi fazla tüttürmemizden kaynaklı kalp krizlerini de ekleyebiliriz buna). Diğer bir örnek de anket doldurmayla mükellef olduğumuz görev olabilir. Anket imzalanmadıkça karakterimiz sinirleniyor ve sonunda "imzalamazsan köpeğini öldürürüm", "karına tecavüz ederim", "boynunu kırarım" gibi tehditler savurarak zorla imzalatabiliyor. Bütün bu saydıklarım oyunun mizah temelinin bir kısmını oluştururken aslen oyunun apolitik olmayan sosyal bir duruşu da mevcut ve bunu da mizahla karışık sunmuşlar. Yani karakterimiz seçim afişlerini görünce "benim başkanım çok klastır" derken, başka bir durumda "Başkan işe yaramaz bir idiottur" demeyi de ihmal etmiyor. Bunun dışında oyunda protestocularla başımız sürekli derde giriyor. "Ağaçların katledildiğini" gerekçe göstererek kitapları yakan, daha da ileri gidip kütüphaneyi kundaklayan çevreciler oldukça ağır bir şekilde tii ye alınmış. Tabii 11 Eylül sonrası Amerika'nın teröristlere bakışını da çekinmeden gösteriyor oyun bizlere. Buradan yola çıkarak Amerikan vatandaşlarının - her ne kadar inkar etseler de- arapları ne şekilde gördüklerini sergiliyor. Elinde roketatar ya da makineli tüfeği olmayan arap yok oyunda!

Genellikle bu tarz oyunlarda silah çeşitliliği bellidir. Yanii elinizde bir tabanca, pompalı tüfek, makineli ve kuşkusuz roketatar ve türevleri bulunur. Postal söz konusu olduğunda ise bu çeşitlilik alıp başını gidiyor. Yanınızda bidonlarca benzin ve kibrit bulunduğundan istediğiniz yeri istediğiniz şekilde ateşe verebiliyorsunuz tabii oyunun ilerleyen bölümlerinde elinize bir de napalm geçiyor. Kürek, shocker ve job, ateşsiz silahlar kategorisinde size seçenek sunuyorlar. Ateşsiz silah kategorisinde bir de makas var! Hem kısa hem de uzun mesafede oldukça iş görüyor. Oyunun en garip silahı ise kokmuş dana kellesi (hönk!). Bunu fırlattığınız anda etrafa o kadar keskin bir koku yayılıyor ki kendiniz bile etkisi altında kalabiliyorsunuz. Bir de etraftan topladığınız malzemeler var. Genellikle gıda ürünü olan bu malzemeler (donut, pizza, hamburger vs) enerjinizi yenilemenizi sağlıyorlar bir de etraftan topladığınız kediler var ki bunları susturucu niyetine silahınızın ucuna takabiliyorsunuz!
Bütün bunların yanı sıra karakterimizin kendini telkin etmek adına söylediği sözler de var. Hatta bazen kalabalık bir grubu kurşuna dizdikten hemen sonra "Eminim şu anda benim kötü biri olduğumu düşünüyorsun." ya da "Ne düşündüğünü biliyorum ama video oyunlarından nefret ederim." gibisinden dokundurmalarla, video oyunlarının şiddet içeriğinin birey üzerinde ne derece etkili (!) olduğuna da değinmeden edemiyor.

POSTAL THE MOVIE!!!
Postal gibi bir oyundan film çıkmasını garipsemeniz yanlış olur. Özellikle ZAZ kültürüne yakın duruyormuş gibi görünse de Postal çok daha kaliteli esprilere açık bir film oldu! Yine de ana karakter oyundakinden daha inceliksiz ve daha zayıf işlenmişti. Filmde oyuna dair her şeyi bulmak mümkün! Köpek dışkıları ile dolu bir bahçede bekleyen köhne karavandan, Paradise beldesinin (ki burada işin suyunu çıkararak dünyanın en denyo kasabasına Paradise ismini vermeleri ancak böyle bir ekipten beklenebilir) garip insanlarına kadar hemen hemen her şey mevcut. Tabii film bir noktadan sonra oyunun kaçmak istemediği ucuzculuğa kaçıyor ve başlardaki durum mizahı öğelerini, oyunun sonundaki kaotik yapıya taşımakta epey zorlanıyor. Buna rağmen Postal gibi bir oyunun uyarlaması olduğundan dolayı basitlikler genellikle gözümüze çarpmıyor. Diğer taraftan 11 Eylül saldırısının meydana gelişinin tamamen bir talihsizlikten ibaret olduğunu da betimliyor neredeyse. Zira kendilerine vaat edilen cennet sözünden umutlarını kesen kamikaze pilotları son anda uçağın rotalarını Bahamalara çevirirken yolcuların müdahalesi ile Dünya Ticaret Merkezine Bodoslama girerler.
Film için genel anlamda oyundaki abzürd ve uçuk mizah anlayışının büyük kısmını barındırdığını söyleyebiliriz. Nitekim ZAZ komedi kültüründen çok daha üst düzey bir espri anlayışına sahip Postal (gerek oyunu gerek ise filmi) Espriler ucuz da olsa gözümüzün içine sokulmak yerine hissettiriliyor. Espri anlayışını sığ küfürlerle betimlemek yerine gerçek anlamda bir tüketim eleştirisi yapan aynı oranda tüketmekten de keyif alan bir jenerasyona hitap ediyor.
SONU GELMEYEN LANET!
Eee genel anlamda Postal hakkında bu kadar kelam ettikten sonra nihayet asıl konumuza dönebiliriz. Eternal Damnation! Eternal Damnation 'u Postal konumundan bambaşka bir konumda ele almak mümkün! Kendisi büyük bir yanlış anlaşılma sonucu Postal'ın devamı olarak nitelendirilmiştir ki büyyyyüüüüük bir hatadır. Eternal Damnation , sırtını Postal'ın grafiklerine ve uçuk mizah anlayışına dayayan fakat genel anlamda korku kültürünün hemen hemen her öğesini içerisinde barındıran bir oyun! Daha doğrusu bir mod ama sanıyorum ki bu zamana kadar yapılmış en ciddi modlardan biri. Evet evet aradaki paradoksun ben de farkındayım lakin bir takım özensizlikleri saymazsak Eternal Damnation başlı başına bir oyun! Hatta Postal 2 den daha uzun sürdüğünü de söylemek mümkün. Tabii bunun bir diğer sebebi de oyunun süresinin biraz "şişirilmiş" olmasından da kaynaklanıyor kuşkusuz.

İlk dakikasından itibaren etkilenimlerini açık açık dile getiriyor Eternal Damnation . Örneğin saçmalık ötesi olan açılış bölümünde bilumum gariplikle iştigal olmak zorunda kalıyoruz. Burada Lovecraft etkilenimi had safhada diyebiliriz. (-ki aslında Call Of Cthulhu'un hastane bölümüne de bazı göndermeler mevcut). Kısacası oyunu hazırlayan mini ekip "bir oyunda ne olsaydı ondan tırsardık?" sorusuna cevaben hazırlamışlar bu bölümü ki bu bölümün aslen ilerleyen bölümlerle mantıken bir bağlantısı yok :) İşin garibi bir noktadan sonra oyun salt aksiyona dönüyor. Gerçek anlamda Postal havasını sezdirirken birden George A. Romero'nun filmlerinden fırlamış gibi duran zombilerle çatışmaya başlıyorsunuz!
Oyunda herhangi bir görev kriteri yok. Yani Postal'da olduğu gibi "bu gün şu görevlerim var yarın şunları yapayım" anlayışından muaf bir oyun. Zaten oyunun yegane amacı oyuncuyu deşarj etmek ve pis elektriğini almak :) En azından benim yorumum bu çünkü şayan-ı takdir bir amaca kesinlikle hizmet etmiyorsunuz oyun boyunca. Tek yaptığını önünüze çıkanları türlü şekillerde öldürmek.
Silahlarımız da yine Postal 2 deki kadar çeşitli. 2 çeşit pompalı tüfeğimiz, tekli ve çiftli tabancamızın yanında lazer güdümlü silahımız, dinamitimiz, matkabımız, keserimiz, baltamız, bahçe makasımız, orağımız, satırımız, otomatik makinelimiz, tornavidamız(!)... Hatta elimizdeki parfüme ateş tutup etrafı alevle yeksan etmemiz de mümkün! Genellikle yakın dövüşlerde kullandığımız silahlar daha etkili olduğundan bunları tercih etmek zorunda kalabiliyoruz bu durum da adrenalin seviyesini daha fazla yükseltmek için oldukça ideal bir fikir. Özellikle zombilerle musallat olduğumuz bölümlerde bu oldukça lezzetli bir hal alıyor. Zombilerimiz aslen Romero'nun ölülerinden ziyade 28 Gün Sonra filminden fırlamış gibiler. Oldukça hızlı hareket ediyorlar. Tabii oyunun bütün eğlencesi akıl hastanesinde kol gezen paranoya ya da terk edilmiş sokaklarda cirit atan ölülerden ibaret değil.
Oyunun hiç kuşkusuz doruk noktalarından biri Lunapark bölümü ki hem dizayn hem de atmosfer açısından oldukça iyi işlenmiş. Katil palyaço cücelerin varlığı atmosferi tamamlayıveriyor. Üstelik bu bölümde hemen hemen her şey serbest. Rollercoastera binip tur atabilir ya da devasa dönme dolaba atlayıp bir iki tur takılabilirsiniz.

İşin en ilginç kısmı da miladı çoktan dolmuş grafiklerle Eternal Damnation'ın sizlere ara ara yaşattığı bu gerçekçilik hissi... Öyle ki oyunun ilk dakikalarında grafiklerin basitliğinden ve detaysızlığından gözleriniz rahatsız olacakmış gibi hissedebiliyorsunuz fakat ilerleyen bölümlerde -göz aşinalığından mıdır bilinmez- grafiklerin detaysızlığını örtecek oldukça eğlenceli bir oyun çıkıyor karşınıza. Üstelik karşınıza geleni geçeni, kesip biçmek dışında hiç bir amacınız olmadığı halde belli başlı şeyler sizi eğlendirebiliyor. Postal 2 ye ve pek çok yeni nesil fantastik- korku sinemasına göndermeler mevcut... En basitinden markette karşımıza çıkan ve Matrix'e adanmış olan " Postrix " afişi... Ya da Everlasting Perdition göndermesi. Aynı derecede Pulp Fiction'a yapılan " Dude Fiction " afişi ve Blade 2 afişi gibi düzenlenmiş olan Postal 2 afişi... Bu ve benzeri gibi etkilenimlere oyunun hemen hemen her köşesinde rastlamak mümkün. Hatta oyunu hazırlayan ekip belli noktaları daha da ileri götürerek film sahneleri yaşatmayı da başarmışlar. Bu bakımdan alışveriş merkezinde mahsur kaldığımız ve zombiler tarafından kuşatıldığımız bir Dawn Of The Dead sahnesi mevcut!
Daha önce de belirttiğim gibi yaratıcı ekip bir oyunda ne bulmak isterse onu sokmuş oyuna. Deneysel bir tarafı olmasa da "biz böyle bir oyunda epey eğlenirdik" diyerek yola çıktıkları belli ki aslen katıksız FPS türünü ve korku kültürüne dair hemen hemen her şeyi silip süpürmüş kesim için Eternal Damnation biçilmiş kaftan! Hatta dumanı tüten grafikleri ile Doom 3 'den daha fazla keyif verdiğine hiç şüphe yok! Madem yazımın sonlarına yaklaşıyorum o halde itiraf etmemde de sakınca yok! Eternal Damnation'ı bilgisayarıma kurmamın yegane sebebi geçen haftanın cuma gecesi oyalanmak adına oynayacak bir şeyler arıyor olmamdı. Zira oyunun ilk yarım saati boyunca da etkili bir şeylere rastlamadım derken yavaştan avuç içine yolculuğum devam etti ve bir de baktım ki 1 saat önce açık olan o "avuç içi" çoktan yumruk olup kapanmış. Gerçekten oyun canavarı bir sisteminiz varsa, sistem canavarlarını görüp geçirdikten sonra bu grafikler size küfür gibi gelecektir... Fakat eğlenmek adına çerez niyetine bir şeyler arıyorsanız ilk etapta Eternal Damnation 'a öncelik verin derim... Saygılarımla... |