| Uzun bir aradan sonra tekrar inceleme yazmanın verdiği huzur ile birlikte sizlerle elimden geldiğince Elder Scrolls 4: Oblivion oyununu paylaşacağım. Öncelikle bazı genel bilgilerden bahsetme durumunda hissediyorum: Oyun ilk olarak 20 Mart 2006 tarihinde bilgisayarlarımıza misafir oldu. Ardından XBOX 360’a ve PS3’e de yapıldı. Sonradan oyun için Knights of The Nine (KoTN) ve Shivering Isles (SI) adlarında iki adet ek paket yapıldı ki bunlardan ilki (KoTN) içerik bakımından tam bir ek paket kapsamında değil. Daha sonra haberlerimizden de hatırlayacaksınız oyunun geçtiğimiz sene yine tüm platformlar için “Game of the Year Edition” sürümü piyasaya sürüldü. Bu paketin özelliği ise Oblivion’u içermesinin yanı sıra az önce bahsettiğim iki ek paketi de içermesiydi. Bunlardan bahsetmemin sebebi, az sonra incelemesini yazacağım sürümün PS3 için yapılan “Oblivion: Game of the Year Edition” sürümü olması. Kendisi PS3’e Avrupa için taa 14 Aralık 2007’de çıktığı için ve ülkemiz topraklarında satılmak gibi bir düşüncesi en azından şimdilik olmadığı için oyunun incelemesi de bu tarihlere uzayıverdi.  Dedikten sonra, oyunun incelemesine artık geçebilirim herhalde. İlk olarak şu yapay zeka, atmosfer gibi detayları aradan çıkaralım. Oyunun yapay zekası orta. Bazen çok saçmalayabiliyor. Mesela iki adam yan yana. Siz tekine daldığınızda öteki fark etmeyebiliyor. Ama diğer taraftan mesela bir büyücü size ne kadar sağlam büyüsü varsa postalıyor. Siz ona yaklaşmaya çalıştığınızda da kaçıyor. Adamı gıcık ediyor keratalar ama mantıklı olan da bu. Peki ya atmosfer? Bakın bu konuda oyunun hakkını yememek lazım. Oyunun belki sağlam bir senaryosu yok ama mekan tasarımları, müzikler oyuna hoş bir atmosfer katıyor. Boş boş ormanlarda gezerken oyun sizi sağlam atmosferi sayesinde sıkmamayı başarıyor. Senaryo demişken, oyunun konusu; Cyrodill adlı kıtaya Oblivion boyutunun kapıları açılmıştır. Bu kapılardan çeşitli daedra adlı yaratıklar gelmekte ve vahşet saçmaktadır. Bizim işimiz de bu boyut kapılarını ve bu işin ardındaki eleman olan lord bilmem neyi haklamak. Vaay dedirtmiyor yani. Oyunun grafiklerine şöyle bir baktığımızda aradan geçen yaklaşık 2 senenin kendini hissettirmediğini söyleyebiliriz. Işıklandırmalar, gölgeler vb her tür teknik detay oldukça iyi şekilde oyuna yedirilmiş. Hatta özellikle oyunda ormanlara daldığınız zamanki çevre grafikleri gerçekten çok canlı. Gezinen geyikler, sürekli hareket halinde olan ağaç yaprakları, otlar, değişen hava koşulları gibi faktörler oyunda boş boş gezme işlemine ayrı bir zevk katıyor. Yani kısaca oyunun grafikleri ortalamanın gayet üzerinde. Ama bu demek değil ki şahane. Her insan icadı gibi bunda da bazı olmasaydı daha iyi olurdu dedirten durumlar mevcut. Mesela karakter animasyonları bence çevre grafikleri yanında biraz basit kalmış. Onun dışında oyundaki “draw distance” daha iyi olabilirdi. Yani siz ormanda gezerken bazı bariz objelerin aniden gözünüzün önünde yoktan var olması insanın biraz garibine gidiyor. Onun dışında denize dalmak ile dalmamak arasındaki o ince çizgide durmanız halinde denizin altını tıpkı denizin üstü gibi normal grafiklerle görmemiz de bir hata. Ama bunlar oyunun geneline kıyasla “olsun artık o kadar” dedirten faktörler. Daha önce Elder Scrolls serisini oynamış olanlar bilirler, oyunumuz bir RPG oyunu. Yani nedir; birileriyle konuş, görevler yap, level atla, para kazan, yeni silahlar büyüler bul, güçlen vesayre... Ama belki de bir RPG oyununun bel kemiğini oluşturan level atlama sistemi bu oyunda çok farklı. Doğrusu ilk başta çok basitmiş gibi görünen bu sistem, sonradan anlaşılıyor ki oldukça dikkat edilmesi gereken aksi halde oyunda karşılaşacağınız her düşmanda size zor anlar yaşatan bir sistem. Biraz açıklayalım biz en iyisi şu sistemi: Klasik bir RPG’de (yeni en azından benim oynadıklarımda) siz düşmanları öldürdükçe ve görevleri yaptıkça deneyim puanları kazanır ve belli bir düzeye ulaştıktan sonra level atlarsınız. Neticesinde karakterinizin çeşitli özelliklerini, yeteneklerini arttırır ve onu daha güçlü hale getirirsiniz. Ama gelin görün ki Oblivion’da deneyim puanı diye bir durum söz konusu değil. Hele hele level atladıkça “Artık 10. level’ım, topunuz gelseniz bir şey yapamazsınız” mantığı kesinlikle geçersiz. Çünkü siz level atladıkça oyunda karşılaşacağınız her karakter ve yaratık da level atlıyor! “O zaman niye level atlıyoruz ki?” dediğinizi duyar gibiyim. Çünkü kaçışınız yok. Bir yerden sonra illaki level atlayacaksınız. Peki deneyim puanı yoksa level nasıl atlanıyor? Şöyle ki oyunun başında karakterinizi oluştururken sizden 21 yetenek (21’di galiba) arasından yedisini seçmeniz isteniyor. Bunları seçmek zorundasınız. Daha sonra bu yedi yeteneğiniz toplam 10 kez artış gösterdiğinde (her biri 10 kez değil!) level atlıyorsunuz. Tabi burada dikkat edilmesi gereken bazı ince noktalar var ama onlara değinmem halinde bu paragraf bitmez. Ama şu kadarını söyleyeyim, doğru seçimler yapmanız halinde oyunda henüz level 1 iken, oyundaki en sağlam büyüleri yapabilmeniz mümkün. Garip oyun...  Oyun RPG olunca tabi oynanış da önem kazanıyor (sanki diğerlerinde önemli değilmiş gibi oldu bu cümle). Birinci ya da üçüncü kişi gözünden oynayabildiğimiz oyunu birinci kişi gözüyle oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü ister yakın dövüş yapın ister büyü ya da ok kullanın hedef alma ve aradaki mesafeyi tahmini olarak değerlendirme çok daha rahat oluyor. Bir de üçüncü kişi gözünden oynarken bizim elemanın hareketleri çok göze batıyor. Yani önceden de dediğim gibi karakter animasyonları biraz havada kalmış. Tabi hazır dövüş olayına değinmişken belirtmeden geçemeyeceğim bazı detaylar var. Mesela oyunda en genel isimleriyle kılıç, balta ve balyoz tarzı yakın dövüş silahları kullanabiliyorsunuz. Bunları atak tuşuna basma suretiyle icra ediyorsunuz. Tabi yapımcılar bir de tuşa basılı tutmak suretiyle “power attack” adında bir vuruş düşünmüşler. Adından da anlayacağınız üzere bunlar daha güçlü. Ancak bu sözde power attackları kullanmamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Sebep? Çünkü bu güçlü vuruşlar daha fazla yorulmanıza sebep oluyor, vuruşu yaptıktan sonra toparlanmanız uzun vakit alıyor ve en garibi (bence) bir güçlü vuruş yerine aynı vakitte yapabileceğiniz normal vuruşlarla daha fazla güç götürülebiliyor. Peki hiç mi iyi yanı yok bu güçlü vuruşların? Var tabi. Mesela ufak bir ihtimal götürdüğü daha fazla gücün yanı sıra rakibinizin silahının düşmesine, rakibinizin yere düşmesine ya da geçici felç olmasına sebep olabiliyor. Ama dediğim gibi ufak ihtimal! Ve malum silahın dalında karakterinizi geliştirdiyseniz! Birazcık da oyundaki yeteneklere değineyim. Şimdi efendim yanlış hatırlamıyorsam 21 tane yetenek mevcut. Bunların arasında kılıç, gizlilik, kilit açma, koşma, simyacılık gibi hoş dallar var. Her birini maksimum 100 seviyesine kadar arttırabiliyorsunuz. Bu maksimum 100 seviyesi her RPG’nin klasik “strength, inteligence, agility vs” zamazingoları için de geçerli. İşte burası beni gıcık ediyor. Neden bir maksimum koyuyorsunuz ki. Zaten karakter seviye atladıkça tüm cümbür cemaat de level atlıyor. Bari bırakın da strenght’e yüklenip en azından bileğimizin gücünü arttıralım. Ama yok.
 Bir diğer değinilmesi gereken nokta da şu 21 yeteneğin gerçekten oyunda çok çeşitli hamlelerde bulunmanıza imkan tanıması. Artık yanınıza bir yaratık mı çağırırsınız (summon olayı varya hani), elinize kılıcı alıp bodoslama mı dalarsınız, yanına sinsice yaklaşıp bıçaklar mısınız, çok uzaklardan bir büyü çakıp düşmanınızı zayıflatır mısınız, orası size kalmış. Bunun yanı sıra gücünüz mü gitti mesela? Gidip ilgili kişilerden sağlık şurubu alabilirsiniz, simyacılık yeteneği sayesinde kendi şurubunuzu beleşe kendiniz yapabilirsiniz ya da restoration dalı büyüleri ile gücünüzü ya da başkalarının gücünü doldurabilirsiniz. Kısaca oyun ciddi bir esneklik tanıyor. Bu konuda oyuna rakipsiz diyebiliriz belki de. Ahan şimdi oyunun en önemli artısına geliyorum: Oyun bitmiyor!! Keşfedeceğiniz devasa bir Cyrodil kıtası mevcut. 7-8 tane şehrin yanı sıra aralara dağıtılmış bir dünya mağara, maden, kale gibi yapılar mevcut. Bu yapıların her birinin içinden binlerce altın değerinde bir mal çıkabilir de çıkmayabilir de. Sırf “ya güzel bir zırh varsa” deyip bu yapıların hepsine giriyorsunuz. Çoğu fos çıksa da bazen turnayı on ikiden vuruyorsunuz. Tabi mekan devasa olunca oyunda yapabileceğiniz görevler de oldukça fazla oluyor. Konuşacağınız herhangi biri size bir görev verebileceği gibi ormanda gezerken bulacağınız bir ot türü bile göreve dönüşebiliyor. Bir de buna loncaları ekleyin. Üstüne bir de demin bahsettiğim mağaraları. Bitmiyor. Mesela ben oyunu 2-3 haftadır oynuyorum ama daha ana göreve başlamadım! Bu arada hazır bu konuya değinmişim, şunu da belirteyim: Bu yaptığınız görevlerden alacağınız ödüller de level’ınıza göre değişiyor. Tıpkı bir mağarada bir sandığın içinde bulacağınız altın miktarı gibi. Oyun kendine sağlam bir denge tutturmuş yani. Eğer iyi seçimler yaparsanız ne ala. Ama yapmazsanız oyun işkenceye dönüşüyor. Özellikle değinmek istediğim bir konu da arkadaşlar Oblivion ve Morrowind karşılaştırması. Sonuçta konu bambaşka olsa bile Oblivion, Morrowind’ın sonrasında yapıldı. Haliyle Morrowind’dan çok daha güzel olmasını beklemek yanlış olmaz. Ama Oblivion’a şöyle bir baktığımda grafikler (o da olsun yani) ve bazı ufak detaylar dışında Morrowind’ı özlediğimi itiraf etmeliyim. Mesela Oblivion’da kullanılan envanter ekranı ergonomi açısından kesinlikle sınıfta kalıyor. Öyle bir ara yüz kullanmışlar ki envanterinize, haritalara, görev bilgilerine, büyülerinize, yeteneklerinize vs hep aynı pencerenin farklı butonlarına basarak ulaşıyorsunuz. İyi de bunun nesi kötü dediğinizi duyar gibiyim. Problem şu: Morrowind’da tek tuşla malum ara yüzü açıyordunuz ve haritaymış, oymuş, buymuş nerdeyse her şey tek bir ekranda toplu olarak çıkıyordu. Çeşitli butonlara basarak geçiş yapmak zorunda kalmıyordunuz. Kolaydı uzun lafın kısası. Sadece görev ekranı Morrowind’da ayrıydı ve baya karışıktı. Ama Oblivion’da görevleriniz derli toplu oldukça iyi kategorize edilmiş. Bir diğer olay da en azından benim Morrowind’da çok beğendiğim ama Oblivion’da artık kaldırılmış olan bazı gerçekçilik katan öğeler. Mesela Morrowind’da bir görev aldınız, eleman diyor ki; “Falanca mağaraya gitmen lazım, şu istikameti izleyebilirsin.”. Yani yolun tarifi yapılıyor gerisi size bırakılıyordu. Oblivion’da ise ilgili görevin nerede olduğuna dair bir ok çıkıyor ve sadece onu takip ediyorsunuz. Bu belki birçok kişi için daha güzel, kolay olması açısından. Ama bence olmasaydı iyi olurdu. Bir diğer detayda uzun yol seyahatleri. Mesela Morrowind’da bir şehirden görev aldınız ama görevin yapılacağı yer haritanın taa öteki ucu. Şimdi oraya kadar yürümeye kalksanız bir dünya zaman. Onun için ya parasını verip garip bir ulaşım aracıyla (daha doğrusu hayvanıyla) seyahat edeceksiniz ya da büyücü loncalarında yine parasıyla oraya ışınlanacaksınız. Oblivion cephesinde ise haritayı açıp gitmeniz gereken yere tıklamanız yeterli. Yani yine mevzu kolaylaştırılmış. Tabi yürüyebilir ya da at satın alıp at sırtında da (ata binme Oblivion’a özgü) gidebilirsiniz.
Yavaş yavaş toparlamanın vakti geldi herhalde. Aslında oyun gerçekten başlı başına bir dünya. Keşfedilmesi ve anlatılması gereken birçok konu var. Bunları bizzat oynayarak keşfetmek daha yerinde olacaktır. Bu arada malum iki ek paketten bahsedemedim. Çünkü onlara 2-3 haftadır oyunu oynamama rağmen henüz geçemedim (KoTN’a ucundan azıcık başladım). Ama şunu söyleyeyim, o Shivering Isles ek paketi ile yepyeni bir ada oyuna ekleniyor ve oyunun zaten devasa olan oynama süresi ve görev sayısı daha da artıyor. Oyunun iyi yanları ve kötü yanlarına tekrardan değinerek yazıyı kapatalım. İyi yanları: - Keşfedilecek koca bir Cyrodil kıtası (bir de Shivering Isles adası) ile çoooooook uzun oynama süresi. - Oyunun ciddi anlamda esneklik tanıması. - Sıkmayan atmosfer. Kötü Yanlar: - Yükleme süreleri - Envanter ekranı - Eğer mantığını kapamazsanız zorlanacağınız level atlama sistemi (yani aslında bu kötü bir şey değil, biraz karışık). - Diğer oyunlara nazaran uzun öğrenme süresi. Bu oyun hakkında bir gerçek varsa, o da bir RPG oyuncusunun bu oyunu kesinlikle denemesi gerektiğidir. Zaten oyun 2006 yılında birçok otorite tarafından yılın oyunu seçildi. Pişman olmazsınız. Oyun hakkında sorularınız olursa cevaplamaya her zaman hazırım. Bol oyunu günler... |