| Bir gül kurutmadığımız kalmıştı o ağır ve tozlu kitap sayfaları arasında. Yüzlerce sayfa, milyonlarca harf, baskının üzerinden bizlere göz kırpıyordu. Nedeni, ufak bir trenin rötar yapmasıydı. Genç bir bayan, önce kâğıdın üzerine çiziktirmeye başladı. Sonra bir başlık kondurdu postitin üzerine. Yetmedi, bir sayfa çıkardı, bir kahraman hayal etti ve onu aklımıza kazımak için ilk adımı başlığıyla atmış oldu: Harry Potter. Bu başlangıcın ardından, gerisi yavaş yavaş geldi. Tren geldiğinde trende, eve gidildiğinde evde, kısaca nerede olunursa olunsun Harry’nin maceraları sayfalara işlendi J.K Rowling tarafından. Günün birinde, belki de en çok sevilen fantastik romanlardan olacağını bilmese bile o, tükenmez kalemiyle yazmaya devam etti, bazen de klavye tuşlarından destek aldı, kurşun kaleminin ucunu açtı, kalemin bu sırada çektiği acı nasılsa, o da zorlandı. Kalem nasıl kâğıt üzerinde iz bırakıyorsa, o da fantastik dünyada yerini belli etmeye başlamıştı. Uzun uğraşların sonucunda ilk kitap matbaaya yollandı. Belirlenen ad ise Felsefe Taşı idi.  Maceraların başlangıcı olan bu kitabın yok satmasıyla beraber, Harry Potter gizlice çizgilerini film setlerine ve sanal ortama aktarıyordu. Elbette, bilmesek bile bir beklenti içindeydik, bu güzel kitabı acaba ekranlarımızda görebilecek miydik... Bu heyecan fırtınası arasındaki bekleyişlerimiz, öncelikle bir filmle can buldu. Kadroda pek profesyonel ve tanınmış kişiler bulunmasa da, dünya çapında bir etki yarattığı kesindi. Kitapla birebir uyan ortamlarla birlikte, tiplemeler de oldukça başarılıydı. Artık Harry’i ve arkadaşlarını, parmaklarımızla yönetmek istiyorduk. Zamanla bu da oldu ve ilk aksiyon fırtınasının oyununu bilgisayarlarımıza yükledik. Derslere girip çıkıyor, seriye özel şekerlemeleri topluyor, bizi sinir eden Peeves ile başa çıkmaya çalışıyorduk. Ve tabii ki, sonuna Lord Voldemort, yani karanlık güçlerin efendisiyle mücadele etmek zorunda kalıyorduk. Çevremizde yanan ateşler, lordun öldürme büyüleri, onun yapmacık ağzından çıkan Avada Kedavralar geniş odada yankılanıyordu. Büyüler sihirli aynadan geri tepiyor, Adı-Anılmaması-Gereken-Kişi’nin soğuk vücuduna çarpıyordu. Pek acı hissetmiyordu, çünkü değersiz bir profesörün güçsüz ruhunu ve beynini paylaşıyordu. Potter’ın tek emeli, ellerini yakan bir taşın, Felsefe Taşı’nın onun eline geçmesini önlemekti... Uzun bir boşluktan sonra, J.K Rowling’in evine serinin devam etmesini isteyen birçok isimsiz mektup yağıyordu. Dayanamayarak, dilinde yeni yudumladığı kahvenin sıcaklığıyla, elinde o meşhur kalemi, Harry Potter’ın duygularını ve sihrini hamur sayfalara aktarmaya başlamıştı. Hissediyorduk, ikinci kitap yoldaydı ve adı belirli olduğunda piyasada Sırlar Odası’nı beklemeye başlamıştık. Yaklaşık beş yüz sayfalık bir yığın da bizleri bekliyordu.  Gözbebeklerimiz satırdan satıra kayarak, yine Hogwarts’ı gözümüzde canlandırabiliyor, filmi de izlediğimizden rahatça bir bağlantı kurabiliyorduk. Sırada oyunu olsa bile, çıktığında tam bir fiyasko olduğunu kanıtladı. Oyundan bir türlü zevk alamıyorduk, görkemli bir büyücü ata sporu olan Qudditch bile tadını bizlere aktaramıyordu. Bu nedenle artık gözlerimizi üçüncü kitaba çevirmiştik ve önce bir seri katil sandığımız, sonra en yakın arkadaşımız ve vaftiz babamız olan Sirius Black ile tanışacaktık. Azkaban Tutsağı, sağlam adımlarla piyasaya girdiğine göre, yine sıra sinema ve oyundaydı. Belki serinin en iyi kabul edilen sinema filmiyle karşılaştıktan sonra, oyun da güzel olunca, oldukça hoşnut olmuştuk. Bununla birlikte, hatırlarsanız Azkaban’ın ürkütücü havası bile bizlere apayrı bir yoğunluk yaşatmıştı.  Gelelim dördüncü kitaba, Ateş Kadehi’ne. Gerçekten takdire değer olay anlatımı Voldemort’un dönüşüyle birlikte başarılı bir şekilde etiketlenmişti ve bu başarı mükemmel bir şekilde beyazperdeye ve ekranlarımıza aktarılmıştı. Detay olarak belirtmek gerekirse; bu oyun seri içinde en beğenilen oyun oldu, çoğu oyun sitesine göre Hogwarts ve öğrenciler en gerçekçi şekilde aktarılmış haliydi...  Serinin filmi yapılan son kitabı Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda ise olay döngüsü genel olarak Karanlık Lord’un üzerine kurulmuştu. Ve bu sayede J.K Rowling, yine o büyük oyuncu kitlesini kendine bağlamayı başarmıştı. Sonuçta filminden yaklaşık iki ay sonra, 22 Temmuz’da oyunu da gelince, düşük kaliteli grafiklerle karşılaştık fakat karakterlerin bize yaklaşımları gerçekten oluşan farklılıkla etkileyiciydi.
 Melez Prens’in ( kendisi serinin 6.kitabı olur ) çekimleri de Gloucester Katedrali’nde başladı ki; bununla beraber, okumayanlara Melez Prens’i ve Ölüm Yadigârları’nı okumalarını tavsiye ederim. Fakat belirtmek gerekirse, yırtık sayfalarla uğraşmak işinize gelmiyorsa Melez Prens’ten uzak kalın. Ben dahil sorduğum yaklaşık on arkadaşımın hepsinde kitabın tutkalı kalitesiz olduğundan sayfalar sürekli çıkıyor, bilginize... Ayrıca, J.K Rowling tarafından yazılmış iki ayrı kitap daha var: Çağlar Boyu Quidditch ve Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar (2002). Bu kitapları da okuyunca, ister istemez gerçekten de Harry’nin sihirli dünyasına tümüyle bağlanıyorsunuz ve sanal ortamda yeteneklerinizle olayları kontrolünüz altında tutabiliyorsunuz. Değinmek istediğim bir diğer oyun ise Quidditch Dünya Kupası. Büyücülerin topu havada paslaştıkları, iki takım halinde oynanan Quidditch’in birçok kuralı var. Saha içerisinde bulunan üç çemberin herhangi birinin içerisinden Quaffle adı verilen topu geçiren takım on puan alıyor. Sahada bağımsız olarak iki Bludger dolaşıyor ve oyuncuları süpürgelerinden düşürmeyi hedefliyorlar. Bir de kahramanımız Harry’nin yakalaması gereken Snitch bulunuyor havada. Çok hızlı hareket eden bu metal top, büyücü tarihinde eski zamanlarda bir kuşmuş. Bu kuş her maçta ölünce metal yapıma başvurulmuştur. Snitch’i yakalayan takım maçı bitirir. Her neyse, işte bu mükemmel oyunu ekranlarınızda oynamak isterseniz, oyunu mutlaka deneyin( oyunda sadece Harry değil, diğer takım arkadaşlarımızı da kontrol edebilmekle birlikte oyun içerisinde apayrı bir Snitch yakalama şekli kullanılmış)  Kapanış Perdesi Bu güzelim kitapları okumanız, beyazperdede sihrin etkisini görmeniz ve Quidditch Dünya Kupası dahil tüm seri oyunlarını oynamanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Bir başka konuda, bir başka yazıda görüşmek üzere… Saygılarımla... |