| Bazı oyunlar vardır ki çıktığı günde kendisini göstermeyi bilmiştir. Ödüller alır, dilden dile konuşulur, her kes kendinden bir şeyler bulur. İşte Half Life da böyle bir oyundu. 1998 senesinde oyun dünyasında bir çığır açtı. Zamanına göre mükemmel grafikleri, sesleri ve Stephen King’in “Mist” adlı romanından esinlenerek yazılan senaryosu onu zirveye taşımaya yetti. Oyun yıllarca oynandı üzerine yüzlerce mod yapıldı. Counter Strike ile milyonlarca insanı yıllarca ekran başında tuttu. Aradan yıllar geçmişti. Sonra bir gün half life 2’nin video ve görüntüleri yayınlandı. Herkes de beklenti büyüktü çünkü valve çıtasını öyle bir yükseltmişti ki ya yerini koruyacak yada sadece half life 1 olarak hatırlanacaktı. Oyun piyasa çıktığı günden itibaren satışları beklentinin büyüklüğünü gösterdi. Geliştirilmiş grafik motoru yeni counter strike ve dahası ile adını korudu. Half life 1 çıkartılan ek paketlerde değişik senaryolar ile karşımıza çıkan oyunumuz half life 2 de ise stratejini değiştirdi ve senaryonun devam niteliğinde bölümler çıkartmaya başladı. Episode 1 de şehri yerle bir ettikten sonra tam ne olacak derken sonlanıp bizleri meraklandırmayı bildi. Aradan zaman geçti ve half life bizi bekletmedi ve episode 2 ile karşımıza çıktı. Peki episode two yeni nesil oyunlar karşısında ayakta durabilecek miydi? İŞTE KARŞINIZDA EPİSODE TWO Half life’ın senaryosunun stephen king romanından esinlenerek yazıldığı söylemiştik. Direkt olarak olmasada oyunun adının yanında böyle bir isimin geçmesi insanları heyecanlandırmıştı. Hikayenin en başından bilmeyenler için anlatmak istiyorum. Gordon freeman adlı new Mexico eyaletinde yer alan Black Mesa Araştırma Şirketinde yer alan asistan olarak görev yaparak başlamıştık. Asistanımız Gordon’nun yaptığı deney sırasında işler ters gitmiş ve başka bir boyuta açılan kapılar ile Dünya’ya gelen yaratıklarla başa çıkmaya çalışıyorduk. Yaratıklar yetmezmiş gibi yardıma geleceğini düşündüğümüz askerlerinin görevlerinin tesislerde sağ hiçbir şey bırakmamak olduğunu öğrenmemiz ile bu işin için içinde bir bit yeniği var diyerek hem sağ kalmak hemde gelişen olaylara çözüm aramaya çalışıyorduk. Half life 2 de ise büyük bir patlamadan kurtulmayı başarmıştık. Episode one nın sonunda ise şehri neredeyse tamamen yok etmiş ve tren ile kaçarken kaza geçirerek episode two yu beklemeye başlamıştık. KALDIÃI YERDEN Episode two tabi ki kaldığı yerden devam ediyor. Can yoldaşımız Alyx in bizi sıkışmış trenden kurtarması ile oyunumuza devam ediyoruz. (nedense alyx ile aralarında büyük bir aşk fırtınası kopacakmış gibi geliyor bana sürekli ama). Öncelikle oyunun mekanlarının eski half life oyunlarına göre büyük ölçüde değilse de değiştiğini söylemek istiyorum. Artık dev örümcek mağaraları ve ormanlarda yaşam mücadelesi veriyoruz. Düşmanlarımız ise büyük ölçüde yaratıklar ve bunların arasında yeni nesil örümcekler ve yeni robotlar bulunuyor (özellikler hunter adlı düşmanınıza dikkat edin). Silahlar da ise bir değişik bulunmuyor. Eklenen yeni bir silah yok. Değişiklik olarak en belirgin değişiklik aracımızda yaşanmış durunda artık aracımızda bir radarımız ve bomba taşıya bileceğimiz bir enverter kısmımız bulunuyor. Radarımızda cephane noktalarını, dost ve düşmanlarımızı takip edebiliyoruz. UFAK BULMACALAR Oyun süresince aksiyonun azaldığı yerlerde ise karşımıza Half life 2 de olduğu gibi oyunun fizik motoru ile hazırlanmış ve bizi zekamızı kullanmaya zorlayan ufak bulmacalar bulunuyor. Bunlar tabi ki kapsamlı bulmacalar değiller genellikle (tamamı) Ağırlık ve denge odaklı. Bizleri zorlayacak ve oyundan soğutacak şekilde değiller her zaman ki gibi sadece aksiyonu düşürüp oyunun monoton bir hal alması önlüyorlar. YENİ BÖLÜM GELİŞMİŞ GRAFİKLER ve SESLER Yeni nesil oyunların arka arkaya çıkmaları yeni nesil grafikler getirmesi belki de Half life ın grafik motorunun ne yapacağı konusu oyuncuları biraz olsun düşündürmüştü. Aradan yıllar geçmesine rağmen source motorunun eline su dökebilecek azdı ama yapımcılar yerinde saymak niyetinde değildiler ve source motoruna ufak eklentiler yaparak günümüze ayak uydurmasını sağladılar. Grafikler de göze batan en büyük gelişme gerçek zamanlı gölgelendirme sistemi olmuş. Zaten iyi sayılabilecek grafikleri tadından yenmez hale getirmiş. Ve bu işi öyle güzel yapmışlar ki sistem olarak en az sistem, en yüksek performans elde etmişler.(slogan gibi oldu:) ) Sesler ise bence Half life oyunlarının en iyisi olmuş. Silah sesleri aynı ama geri kalan seslerde büyük ölçüde gelişmeler var. Boş kasabalarda seslerin yankılanması, mağaralarda ki böcek sesleri ve aksiyon sahnelerinde çalan parçalar ve insanı gaza getiren müzikler tek kelime ile harika. Sonuç olarak Episode Two sesleri ve grafikleri ile geçer not almayı başarıyor. BİRGÜN DE KRAL OLMADIK, BİR GÜNDE TAHTTAN İNMEYİZ Sonuç olarak Half life: Episode Two adına yakışır bir oyun karşımıza geliyor. Yenilenen grafikleri, mükemmel sesleri ve merak ettiren ve sinema filmi tarzında geçen hikayesi ile düşünmeden alınacak bir oyun olmuş. Ama oyunun belkide en en kötü tarafı (ufak tefek hatalar dışında, zaten oyun oynarken asla fark edilmiyor) oyunun kısa olması 7 bölümden oluşuyor ve bitirmesi belkide yarım günden daha az sürmesi büyük bir kayıp olarak karşımıza çıkıyor. Oyunu oynarken ne olduğunu anlamadan karşımıza yapımcıların isimleri çıkıyor. Peki oyunu kimlere tavsiye ediyoruz. Oyunu tavsiye ettiklerimiz: FPS severler, Half life sevenler, Episode one oynayanlar:) Kısa ama eğlenceli vakit geçirmek isteyenler Oyunu tavsiye etmediklerimiz: Half life a bir türlü kanım ısınmadı diyenler, FPS ile işim olmaz diyenler Oyunsuz kalmayın... |