| Yapımcıların “kirli şehir”i dördüncü kez hazırlayışından, Rus asıllı çapkın, atlet giyse köyden inmiş şehre diyebileceğimiz karakterimizin ise bu pislik içindeki alana ilk adımından bahsediyoruz. Kendilerinin güzel Türkçemizdeki anlamı “Büyük Araba Hırsızlığı” olan Grand Theft Auto serisini düşünüyoruz. Biz, yeni oyunla kucak açmakla beraber, Niko’ya el sallıyor, kendisini karanlık işlere bulaştırmamasını diliyoruz. Her ne kadar bunun, göre göre gerçekleşmeyeceğini bilsek de... Hazırlanan En Güçlü Göç Senaryolarından Biri Niko Bellic, Balkan Savaşları’ndan gururlu ama biraz da psikolojik açıdan sorunlu bir şekilde çıkmıştır, ama dayanılmaz ve dokunaklı yalnızlığı da ona içten içe acı vermektedir. Yaşadığı bu kötü deneyimlerin ardından kendisine beyaz bir sayfa açmak isteyen Bellic, bir gün evinde dergileri karıştırırken kuzeni Roman’dan gelen mektubu vermek için postacı kapıyı çalar. Mektubu tane tane okurken, ister istemez gözünden yanağına iki damla süzülür. Roman, Amerika’nın güzelliğinden, rahatlığından, restoranlarından, çekici kızlarından, müziğinden ve dansından, sokak basketbolundan; kısacası Amerika ile bütünleşmiş kavramlardan öylesine etkileyici bir şekilde bahsetmiştir ki; oldukça normal karşılanabilecek bir şekilde Niko arabasına atlar ve havalimanının yolunu tutar. Son kez biletini ve uçağın kalkış saatini kontrol ettikten sonra eve döner ve kendisini huzurla, sanki içerisindeki bir yük kaybolmuş gibi yumuşak yatağına bırakıverir. Oysa, Roman’ın söyledikleri Liberty City’de adeta bir hayaldir, gece vakti geldiğinde şehirde mafya kol gezer. Orada yaşamak için ya madde ticareti yapmak, ya da acımasızca ölmek gereklidir. Kuzenimizin bizi çağırma nedeni sıkışık olduğu ekonomik durum ve bitmek tükenmeyen borçlarıdır. Oysa Niko’nun bundan haberi dahi yoktur; o hâlâ güneşli bir günde bahçesinde kahvaltı etmenin, kızlarla dondurma yemenin hayalini kuruyordur. Liberty City, onu sadece birkaç gün içerisinde kendi havasına bürüyecek, duygusallığından çıkarıp tekrar savaş görmüş vücudundaki sertliğe, acımasızlığa, kan arzusuna sürükleyecektir. Hepsi tabii ki; insanoğlunun sağlıkla birlikte sonsuzluğunu istediği bir diğer şey için, kısacası para için yapılıyordur. Oyunun İlk Kareleri Oyuna başladığımız an; kendimizi kırık dökük çöplük içinde bir evde buluyoruz. Roman’ın marifeti olduğunu düşünerek ister biraz eve göz gezdiriyor, ister hemen kapıyı açıp dış dünyayla bağlantıya geçebiliyoruz. San Andreas’taki atari sistemi yerine oyuna TV izleyebilme özelliği eklenmiş. Kanalları gezince ortamı hep bir siyaset havası bürüdüğünü görüyorsunuz, bir takım sözler de duyuyorsunuz hafif mizah tadıyla süslenmiş; Beyaz Saray’a gönderilen. Neyse, ne işim olur benim seçimle diyerek, daha doğrusu bu düşüncemizle Niko’yu kontrol ederek dış kapıyı aralıyoruz. Oynarken bu grafikler on yirmi saniye bekleme gerektirir diyerek elimden SixaxiS’i bırakıp koltuğa daha iyi yerleşmeye çalıştım. Ama daha bir saniye bile yükleme ekranı gelmeden, kendimi vızır vızır, çap canlı caddede buldum. Güneş yavaş yavaş yükselirken esnafın selamlaşma seslerini duymak, binlerce kişinin copy-paste yapılmaksızın birbirinden farkını gözlemlemek, inanın ki içime bambaşka bir tat verdi. Ve böylece “kirli işler” şehrinin belki de en tatlı sabahına şahit oldum, belki de -en boş- geçen saatleri. Yeri geldi yürürken bir adamla çarpıştım, yumruklarım konuştu, yeri geldi Niko’yu çapkınlık avına çıkardım, birlikte yavaş yavaş sokaklardaki karizmamızı belirledik. Ortam tümüyle canlı olduğu için, kendimi sürekli onun yerine koyarak oynadım bu dördüncü oyunun ilk karelerini.  Oyunun şu ana kadar geçirdiğimiz bölümünde sol altta alışıldık radarımızı görüyoruz o kadar. Onun iki yanında enerji seviyemiz ve üstümüzde taşıdığımız zaman belirginleşen zırh kullanılabilirliği göstergemiz var. Silah taşıdığımızda ise hepimizin bildiği sağ üst noktada paramızı ve hangi silahı kullandığımızı görmekteyiz, ama kemerimize bir 9mm sıkıştırmadıysak veya elimizde bir uzi taşımıyorsak, bu gösterge de ekranımızdan siliniveriyor. Eklemek istediğim bir diğer nokta ise artık öyle kapsamlı silah dükkânları bulmak çok zor, her yiğidin harcı değil yani. Rastlarsak rastlıyoruz, yoksa geçmiş olsun. Bu nedenle paraya ve silahlara genellikle sivilleri indirerek sahip oluyoruz, kuruyla birlikte yaşın da yanabileceği gibi, kötünün yanında masum da hayata gözlerini kapıyor; sağlık olsun, ne diyelim... RPG’siz Eğlence, Ancak Kulüplerle ve İletişimle Geçirdiğim bu birkaç saatten sonra hemen şehirde biraz dolaşıp vücut geliştirme salonları aradım ama nafile. Ümidimi kaybetmeyip birkaç dövmeci berber filan arıyorum, onlar da yok. O dalıp gittiğim heyecanla birlikte unutmuş olduğum haritayı açıp bakıyorum, alan olarak bu kadar da gerilemenin anormal olduğunu düşünüyorum. Koskocaman üç adadan sonra karşılaştığımız toprak parçası, son oyundakinin neredeyse yarısı. Neyse ki, caddelerdeki canlılık bunu pek fark ettirmiyor.  Gezinirken tabii ki gözümüzü alan çok şey oldu, ama dikkatimi vererek incelediğim tek konu mükemmel hazırlanmış bir iletişim ağıydı. Hemen internet cafenin kapısını açarak içeriye daldım ve kuruldum bir bilgisayara. Açılan web sitelerinin konuları ise çoğunlukla politika, haber ve spor. İsterseniz bir de e-mail adresi alıyorsunuz bilgisayardan, bu da arkadaşlarınızla iletişiminizi kolaylaştırıyor. Bir de cep telefonumuz var tabii. Kız arkadaşınız gibi birçok yakın kişiden aldığınız mesajlara verdiğiniz olumlu veya olumsuz cevaplarda senaryonun gidişatını oldukça etkiliyor. Tekliflerini kabul etmezseniz ilişkileriniz kötü yönde etkileniyor. Daire tuşuna basarsanız da oyunun açıklığından faydalanıyorsunuz, bir tür “meşgul tonu” yollayarak vereceğiniz cevabın stresinden de kurtulabiliyorsunuz. Müzik dinlediğiniz zamanlarda ise eğer şarkının ismini merak ediyorsanız ZIT servisini arayarak öğrenebiliyorsunuz. Ayrıca, gece kulüpleri de eğlence açısından imdadımıza yetişen bir diğer zaman geçirme yeri. İsterseniz bowling oynayın, isterseniz içip dağıtın, dart atın, tiyatro ve stand-up programlarına katılın, isterseniz de Niko’yu striptiz kulübüne götürerek onun gözünün gönlünü açılmasını sağlayın. Karar size kalmış ama yine bir diğer tavsiyem, için ama ölçüsünü bilin. Deneyebilirsiniz ama eğer kendi arabanızla eve geri dönecekseniz sayısız kaza yapacağınıza garanti verebilirim.  Yeni Oynanış Sistemi, Çevre Pisliği Bu Olsa Gerek RPG özellikleri gibi, oyunda eğlenceli ve bir o kadar da basit çatışma sistemi yerini günümüzde kullanılan modern aksiyon oynanışına bırakmış. Niko, aynı Rainbow Six Vegas’taki gibi önüne çıkan her cismi elinden geldiğinde kullanmak zorunda. Bu sayede tam anlamıyla, karakterimizin de normal bir insan olduğunu ve birkaç kurşunla yere yığılabileceğini hatırlıyoruz. Yakın dövüşlerde ise Niko’nun yapabileceği oldukça klâs hareketler bulunuyor. Böylece, karşınızdakine eski oyunlardaki gibi tekme tokat değil, yiyeceğiniz darbeleri de hesaba katarak kontrollü bir şekilde girmeniz gerekiyor. Ayrıca görevler sırasında artık eskisi gibi çetemizden birini değil, sokakta serbest olan azılı suçlulardan yardım alabiliyoruz. Bunun en iyi örneği Playboy X ve Brucie karakterleri. Bu bahsettiğim ikisine ve diğer suçlularla aranızı iyi tuttuğunuz zaman, onların da size yerinde ve mükemmel bir zamanlamayla kıyak çektiklerine şahit olabiliyorsunuz; ister istemez bir tür döngü oluşuyor aranızda. Bu döngünün avantajlarını kullanmak da size kalmış tabii ki...  Değinmek istediğim bir diğer nokta, serinin vazgeçilmezi olan polisler. Oyunun tadını polislerle aldığımızı söylemek zorundayım, şifre kullanırsanız resmen oyunun içine etmiş oluyorsunuz. Şahsi fikrim bu yönde. Şimdi gelelim yenilenen kaçış sistemine. Sol alttaki minyatür haritamızda kırmızı bir bölge oluşuyor. Bu bölgenin dışarısına çıkmak için gaza basıyoruz ama polisten sürekli kaçtığımız için sağ üstte yeni eklenmiş bir yıldız daha gözlerimizi alıyor. Bu nedenle, arabayı hızlı sürerek elinizden geldiğince kısa sürede alandan çıkmanızı tavsiye ediyorum. Yalnız, çıkarılan RPG özellikleriyle birlikte araba kullanma yeteneğimizin gelişmediğini tekrar hatırlatalım. Yani bir anlamda siz değil, arabanın modernliği kaçış süresini ve hızını etkiliyor. Diyelim ki arabanız yok, taksi gerekiyor. Hemen ıslığı çakıyor ve bir taksi çağırıyoruz. Bu sırada üçüncü şahıs sırt kamerasının daha da yakınlaştığına ve Niko’nun paytak paytak yürüyüşüne şahit oluyoruz. Neyse, taksimiz geldi ve varsayalım acelemiz var. Şoföre ek para vererek daha hızlanmasını sağlayabiliyor ya da sadece ricayla işi halledip kâra geçmeye çalışabiliyoruz. Kemerlerinizi Bağlayın Yoksa Olacaklardan Sorumlu Değiliz Oyunda oldukça geliştirilen bir diğer özellik ise fizik sistemi. Bunu en rahat araba kullanırken anlıyorsunuz. Eski oyunlardaki gibi virajlarda ani dönüşlerinizi unutun gitsin, çünkü GTA IV ile araçlar müthiş bir gerçekçilik dayanağına oturtulmuş. Artık dönemeçlerde yavaşlamamız, freni yavaş yavaş okşamamız gerekiyor. Bir son model arabayı kullanıyorsanız, drift yoluna başvurabilirsiniz; en hızlı dönüş yolu bu çünkü.
 Ayrıca, frene asıldığınız zaman kendinizi bir anda aşağıda buluyorsunuz, oysa dikkatle incelerseniz o sırada ön camdan fırlıyor Niko. Kısaca, müthiş bir gerçekçilik hakim oyuna. Tabii buna bir de motosiklet kullanırken karakterimizin kask giymesini ilave edelim. Bunun dışında, karşılaştığımız bir diğer sorun kilitli araçlar. Elimizi riske atmadan Üçgen tuşuna basarak dirseğimizle camı kırıyoruz ve kablo birleştirme yöntemiyle motoru çalıştırıyoruz. Aman polislere dikkat edin, görülürseniz hemen takibe alınıyorsunuz ve bu sırada yapacağınız en büyük hata X’e sürekli basmak oluyor. Oysa Niko biz basılı tutunca tempolu bir şekilde koşuyor, kesik kesik ve az aralıklı bir şekilde bastığımızda ise depar atıyor. Bu sırada elimiz fazlasıyla yorulunca sanki aramızdaki görünmez empati bağından yararlanıp tam da o zaman Niko koşmayı kesiyor, dalağı şişmiş bir halde çömeliyor; enerjisi bitmiş, halsiz bir şekilde. Belki yemek istiyor, belki de uyumak. Ek olarak belirtelim, oyunda yemek yiyerek veya uyuyarak kendinizi toparlayabiliyorsunuz. Yatağınıza uzanmak bazı zamanlarda kayıt işlemini de gerçekleştirebiliyor. Kısa bir not; hatırlarsanız, San Andreas’ta bir saat evimizdekinin 1 dakikasına eşit oluyordu, GTA IV’de ise bir saat yalnızca iki dakika. Yani tam olarak güneşin tadını çıkarmamız mümkün değil maalesef. Polis sistemini kırmak de tabii ki apayrı bir zevk. Susturamadığınız hırsız alarmıyla birlikte çalıp direksiyonunu sağa sola kıvırdığınız polis arabası, bu işleme bir tür köprü oluşturuyor. Arabadaki bilgileri kullanarak bilgisayardan sisteme girebiliyor, ister emniyeti içten çökertmeye çalışıyor, ister polis görevleri alıyorsunuz. Toparlıyorum; dört tekerlekli kullanırken kemerinizi takın, yoksa tekerinize yediğiniz bir tek kurşunla aracınızı takla atarken bulabilirsiniz, benden söylemesi...  Son Olarak Harika Multiplayer Seçenekleri Liberty gibi koca bir şehirde multiplayer oynamak hepimizin arzusuydu. Rockstar, sanırım bunları hissedip bu beklentilerimize layık bir multiplayer koymuş önümüze. Geniş karakter yaratma yelpazesiyle birlikte üç ana oynanış stiliyle karşılaşıyoruz bu bölümde. Bildiğimiz Deathmatch ve Teammatch seçenekleri başı çekiyor haliyle. Bir diğeri ise Mafia Work. Bu yeni seçenekte ister arkanızdaki güçlü mafya babalarını devreye sokabiliyor, isterseniz de şehri tek başınıza fethetmeye çalışabiliyorsunuz. Diğer alt seçenekler ise sırasıyla: Car Jack City, Race, GTA Race, Cops’n Crooks, Turf War, Drug Deal, Hangman’s Noose, Bomb da Base ve Free Time. Bu kadar yeniliği beğenmeyen olursa oldukça şaşırırım doğrusu, ama amortisör dansları ve modifiye maalesef yok bunları arasında. Puanı Düşüren Ana Eksiklikler Getirilen birçok yenilikle beraber oyun çok daha fazla eksiğiyle gündeme geliyor. Bilinen RPG özelliklerinin yanında yüzme ve nefes tutma gibi oyuna ayrı bir hava katan kavramlar da denizin dibini boylamış. Bununla birlikte, Liberty sanal ortamında şişmanlamak veya zayıflamak yok, kumar yok, kadın ticareti yok, bisiklet kullanmak ve koşu yarışları yok, asıl önemlisi çete savaşları yok, yok anam yok... Gerçekten IV bu giden özellikleriyle birçok fanını kaybedecek gibi gözüküyor. Eğlencenin dörtte üçü kaçmış durumda, hele bir de basketin, jet-packin, berberlerin, taksi görevlerinin, ev satın almanın, soygunların, açlığın ve modifiyenin olmadığını görünce oyunu alıp fırlatasım geldi, ama cafede ayıp olur diye düşündüm açıkçası, yoksa o sinirimi gerçekten nereden çıkaracağımı bilemez haldeydim...  Sonuç Olarak... Evet, sonuç olarak Rockstar’ın yeni jenerasyonda çöküşünü izlemek bana büyük acı verdi. Çıkan RPG özellikleriyle RPG özelliklerinin üstünü neyse ki canlı ortamlar, kaliteli görevler, barlar, multiplayer seçenekleri ve Niko’nun soğukkanlılığı örtüyor. Bazılarına göre bu özellikler bile gölgede kalmış durumda. Ama bence az da olsa büyük beklentilerimize güzel bir cevap olmayı becerebildiği için Grand Theft Auto IV vereceğim puanı hak ediyor. Zor da olsa, tüm hayranlarına bol aksiyonlu günler diliyorum, vatana millete geçmiş olsun... Saygılar.. |