AIDS filan değil, çağın en büyük hastalığı arşivlemek. Zaten neyimiz kaldı ki koleksiyonunu yapmadığımız, raflara yan yana dizmediğimiz? Hangimiz bir filmi izleyip aklından siliveriyor, hangimiz bitirdiği oyunu saklamak yerine onu artık bir daha kullanmamak üzere bir yerlere kaldırıyor? Cevabınızı tahmin ediyorum; hiçbirimiz. Hep bir yerlerde bulunsun, elimi attığımda bulayım, arkadaşlar geldiğinde hemen arşivi gösterip hava atma zihniyeti maalesef kafatası içerisinde kıvrımlı aleti sürekli meşgul etmekte. Neden mi böyle, uzun uzun açıklamayacağım çünkü ben de bilmiyorum. Bırakalım onu da bilim adamları düşünsün, biz işimize bakalım. “Neden arşivliyoruz” sorusu yerine “Arşivleyince ne oluyor” sorusunu kendimize soralım.
Hakikaten kafamı çok meşgul eden sanal ortamla ilgili birkaç sorudan biridir bu. Arşivleyince elimize neler geçer, bir türlü yanıt bulamadım bu kelimeler bütününe. Filmleri, oyunları alt alta dizince tekrar onları izler veya oynar mıyız, belki birkaç kez ama belli bir yerden sonra insan sıkılır. Oyunları on-yirmi kez bitirince güç gösterisi manasıyla arkadaşlarımıza söylemek, onlarla paylaşmak dışında ne yapıyoruz? Açıklığa kavuşturmak istediğim şey şu ki, insanoğlunun aklında sürekli “lider olma” düşüncesi akar ve o lider konumu her neyse oraya ulaşmak için basamaklar ı adım adım çıkmak gerekir. İşte kendini popüler olarak göstermeyi başaran kişi, o uzun yolda bir basamak çıkmış, oyun tabiriyle kolay veya zor fark etmez, bir level atlamış olur.
Konuyu fazla dağıtmadan bu garip arşivleme eylemenin diğer yüzüne bakalım. Arşivleme işini bu kadar yadırgasam da, ben de oyun ve filmleri biriktiriyor, arada bir bazılarını seyredip oynuyorum. Fakat bahsettiğim koleksiyon işinin doğruyu söylemek gerekirse sosyal bir tarafı da var, ki bu taraf çok daha ağır basıyor genel anlamda bakacak olursak. Nedeni, arkadaş grubu olarak toplandığınızda, canınız sıkılıp film izlemek istediğinizde elinizin altında geniş bir seçenek yelpazesinin olduğunu bilmeniz. Sonuçta kişilerin sevdiği film türleri farklılık gösterse de, eninde sonunda herkesin seveceği, karışık bir yapım bulabiliyorsunuz. Tabii rafınızda o kadar filmi görenler de evinizi daha sık ziyaret ediyorlar, gerek erkekler, gerekse cilveli hanımlar ;)
Biraz da ekonomik pencereden duruma bakmak gerekiyor haliyle. Çünkü cüzdanımız bu yaşlarda paradan dolup taşmıyor. İlk olarak “kaliteye önem veren” sınıfı çarpıyor gözüme. Bu topluluk parasını son kuruşuna kadar harcayan, kaliteden ödün vermeyen, en önemlisi orijinal film satın alan kişilerden oluşuyor. Kimine göre bu grup takdir edilmeyi hak ederken, kimilerine göre yarım akıllılar. Ama bu bireylerin göz zevklerinin olduğu da tartışılmayacak bir konu. Üst üste düzgün bir şekilde konulan orijinal yapımların görüntüsü elbette çok hoş olacaktır. Hem bilinçli tüketici, hem de görsel şölen hakkına sahip oluyor bu grup.
Bir yandan da “kalitesiz olsun, param bende kalsın” diyenler var. Bu kişiler de ya bir dükkandan filmi kiralayıp yasa masa dinlemeden kopyalayıp CD kılıfına sokar, ya da ucuza kopya mal satın alır. Haliyle, bu tür kişilerin arşivi çok daha geniş olur; ilk grubun bir filme verdiği parayla beş on film alabilirler. Bir diğer avantajlı yönü ise orijinal kutunun kalınlığını ancak 5-6 DVD doldurabileceği için, bütçeye ek olarak alandan da büyük kâr sağlamasıdır. Tek dezavantajı, kılıfların eni çok ince olup isim yazılamadığından saatlerce istediğiniz filmi aramak olur, ki bu da insanı çileden çıkartmaya yeter de artar.
Ama arşivleyeceksen, düzgün ve düzenli arşivleyeceksin der atalarımız. Hakikaten, arşiv veya koleksiyon dediğin eser grubu, türlerine göre düzgün bir şekilde planlanıp yerleştirilirse göze daha hoş görünecektir. Star Wars gibi fantastik-galaksileri bir rafta toplamak, altına Windtalkers misali savaş filmlerini yerleştirmek, yanına da aksiyonları dizmek mutlaka arşivinizin kalitesini artıracaktır.
İster arşivleyin, ister bırakın dağınık kalsın DVDleriniz, kesin olan şu ki film izlemek her yaş için büyük keyif. Romantik olsun, dram olsun, aksiyon olsun fark etmiyor, insan hepsini izlerken büyük zevk alıyor. Nasıl izlediği önemli değil, uykulu gözlerle başı arada bir aşağıya düşse de ya da yemek yerken ağzını toplayamayıp bir espri sırasında yemekler fışkırtıp salyasını toparlayamasa da, insan dediğimiz garip mahluk hâlâ filmi bir zaman geçirme aracı olarak değil de, bir buçuk saat boyunca kendisini keyiften dört köşe yapan büyülü bir eser olarak görmekte. Yakında “Film Nerede ve Nasıl İzlenir?” adlı makalemde tekrar görüşmek üzere;)
Kendinize iyi bakın, ister şimdi alıp elinize kumandayı filminizi zevkle izleyin, ister giderek büyüyen bir sitede; Oyunliderinde kalın;)
Saygılarımla... |