| 90’lı yılların sonlarına damgasını vuran Blizzard, oyun dünyasındaki bu önemli yerini Diablo ve Warcraft‘a borçludur. Warcraft ile RTS (gerçek zamanlı strateji) kavramını tanıtırken, Diablo ile de RPG (rol yapma oyunu) diye nitelendiren türün temel tuğlalarından birini koymuştu. 96 yılının sonlarına doğru çıkan diablo, birçok kişi tarafından müthiş bir ilgi görmekle beraber, birçok dergi ve oyun sitesi tarafından yılın oyunu seçilme başarısını gösterdi. Türünün ilk örneklerinden biri olması kadar devasa (o yıllar için) sayılabilecek bir dünyası ve eşya çeşitliliği yönünden de çok ses getirmişti. 2 sene sonra PS’lerde boy göstermiş, biraz daha hoş grafiklerle gelse de kötü sayılabilecek oynanabilirliği yüzünden PC deki gibi devrim niteliği taşımıyordu. Yıllar sonra bir mağazada orijinalini uygun bir fiyata görünce, arşivime eklemek için aldığım diablo, bana 6 yıl sonrada aynı keyfi yaşattı... 
Kızgın Şeytan ... ‘Sıradan bir gündü, herkes günlük işlerini yapmaktayken bir anda ortaya çıkan şeytan gücü ile yeryüzünü adeta süpürmüştü. Şeytanın kaynağı Tristram şehriydi. Ve sen şeytanla başa çıkmak için şeytanın kaynağına, Tristram şehrine doğru yola çıktın...’ Günümüze göre son derece klişe bir konuya sahip olsa da, aslında Diablo insanlara rpg’yi sevdiren oyun olmuştu. Unutmayalım 11 yıl önce ne bu tarz oyunlar, nede bu tarz filmleri vardı ... Macera Başlıyor ... Oyunu 3 ana karakter ile oynayabiliyoruz. Bunlar Warrior (savaşçı - barbar), Rogue (okçu deyip geçiyorum çünkü Türkçe karşılığı düzenbaz), Sorceror (büyücü). Bu karakterlerin hepsinin birbirinden farklı özellikleri bulunuyor. Hepsinin kendine özel skill ve stat point dağılımları var. Eğer bu dağılımlar hatalı yapılırsa karakterin güçlenmesi hayli zorlaşır. Örneğin Warrior karakteri seçip, stat pointleri magic e verirsek çok büyük bir hata yapmış oluruz. Her karaktere verilmesi gereken statlar nerede ise tüm rpg oyunlarında aynı etkiyi gösterir. Birazda itemlerden (eşyalardan) bahsedelim. Oyundaki item çeşitliliği günümüzde oyunlara kıyasla çok fazla olmasa da, oyunun yapıldığı tarihe bakınca bu kadar çeşit bile inanılmaz bir başarı sayılır. Çantamızdaki alan kıtlığı yüzünden oyunun başlarında her bulduğumuzu almamak, sadece işimize yarayacakları almak ta bizim için yararlı olacaktır. Aksi halde işimize yarayan bir item gördüğümüzde çantamızı düzenlemek için zaman kaybetmek zorunda kalacağız. 
Oyunun kamerasın hiç sorun yok diyebiliriz. Z’ye bastığımızda zoom yapıp karakteri daha yakından görebiliyoruz. Zindan içlerindeyken kamera açıları yüzünden bazen zor durumda kalabiliyoruz, karakterimiz anlamsız yerlere doğru gidebiliyor. Ama gene de çok büyük bir sorun çıkarmıyor bize... Oyunun tam bir efsane olduğuna önceden değinmiştik. Detaylı dünyası, rahat oynanabilirliği ile insanı çok kolay kendine bağlayan Diablo’nun nerede ise tek eksiği kısa oyun süresi diyebiliriz. Oyunu 1 günde bitirmek mümkün oluyor. Zindanlarda gezerken, alt katlara indikçe karşımıza çıkan ara yüklemeler ve Rogue kızımızın sınırsız ok’a sahip olması da küçük eksileri sayılabilir. Orijinal cd’nin içinden ek olarak çıkan Diablo Spawn sayesinde (tabi battle.net patch ini yaptıktan sonra) battle.net üzerinden, öncelikle karakterimizi seçmek üzere online oyun keyfini yaşayabiliyoruz. Multiplayer modunda da bizi müthiş saatler bekliyor;) İliklerimizi donduracak SVGA grafikler 11 yıl önce bu oyunu oynasaydım, sanıyorum bu grafikleri ömrüm boyunca unutmazdım. Bu oyunu ilk defa oynayan biri için grafikler çok vasat gelebilir. Fakat zamanında insanları upgrade yapmaya zorladığına da eminim. Grafiklere söyleyecek pek bir lafım yok. 3 Ana karakterin modellemeleri gayet iyi yapılmış, eli yüzü gözükecek vaziyetteler. Zoom yapmak için Z ye bastığımızda görüntü nedense biraz bozuyor. 11 Yıl öncesinin teknolojisine göre Diablo’nun grafikleri de gerçekten muhteşem! Zaten oyunun orijinal kutusunda yazan yazı her şeyi anlatıyor.
‘İliklerinizi donduracak SVGA grafikler, 3D modellenmiş karakterler ve gerçek zamanlı ışıklandırma efektleri.’ 
Oyunun sistem gereksinimleri de şu şekilde Pentium 60 mhz işlemci. 8 mb ram 2x Cd-rom sürücü SVGA ekran kartı (directxT82; uyumlu) Sıkmayan Karanlık... Oyunun çok büyük bir bölümü karanlık mekanlarda geçiyor. Durum böle olunca da atmosferi tamamlayıcı bazı unsurlar oyuncuyu sıkmamak için ön plana çıkıyor. Bunlarda tabiî ki müzikler. Oyundaki müzik çoğu zaman kısık olarak arka planda bizi uyutmamak için çalıyor olsa da, kimi zaman aydınlık yerlerde gezerken çalan Latin tarzı müzikler bizi gerçekten çok eğlendiriyor. Seslere gelince, seslerde oyunda son derece iyi. Eğer okçu karakterle oynuyorsanız yayın ses efekti sizi oyun boyunca gıcık . Seslere de tam puan... Sözün Özü... Diablo 1 günümüz oyunlarına göre bariz eksikleri olmasına rağmen, yıllar sonra bile keyifle oynanabilecek tam bir klasik. Kısa oyun süresi bile sizi ondan soğutmuyor. Çünkü birçok Blizzard oyunu gibi müthiş bir tekrarlanabilirliğe sahip. Beklide onu müthiş kılan, yıllar sonra bile oynanabilir yapan, nostaljinin dibine vurmamızı sağlayan altındaki Blizzard imzasıdır. Bol oyunlu günler dilerim... |