Ey gidi ey. Birçoğunuz Commandos oynamıştır herhalde. En azından duymuştur. Hatırlıyorum da Commandos ile ilk oyununun demosuyla tanışmıştım. O zamanlar 120 mhz işlemcili, 16 mb ramli ve 1 mb ekran kartlı bir bilgisayarım vardı. Oyun başladığında biraz şaşırmıştım. Tamamen tepeden bakıyorduk oyuna. Ama bir strateji oyunu değildi. Oyunun ara yüzünde 3 tane adamın resmi vardı. Onlara tıklayınca o adamlar aktifleşiyordu. 2 bölüm vardı demo sürümde. Mouse’un sol tıkı ile adamları hareket ettiriyorduk. Düşmanlar bizi görünce anında haklıyorlardı.
Tabi o zamanlar bende İngilizce nerede. İngilizce olmayınca oyunun nasıl oynandığını neyin ne olduğunu da deneme yanılma ile öğreniyorsunuz malum. Daha sonra oynaya oynaya oyunun bütün hünerlerini öğrendim. Oyun kesinlikle çok zevkliydi. Bunun en büyük sebeplerinden biri eşi benzerinin o zamanlar olmamasıydı diğeri de oyunda taktik geliştirmenin ön planda olmasıydı. Oyun zordu ama bu insanı gıcık edecek cinsten değildi (Ninja Gaiden ile kıyaslamıyorum bile). Daha sonra oyunun tam sürümünü edindim. O zaman oyunda aslında 6 ana karakterimiz olduğunu öğrendim. Oyunda ilgili F tuşuna bastığınız zaman karakterlerin yapabildikleri resimli bir şekilde anlatılıyordu. Bu da oyunun öğrenimini çok kolaylaştırmıştı.
 Sonra hemen oyuna başlamıştım. İlk bölüm demonun ilk bölümüyle aynıydı. O yüzden çabucak geçmiştim. Ama 2. bölüm demonun ikinci bölümünden farklıydı. Baya uğraşmak zorunda kalmıştım. Bir nehir vardı nehirden düzenli aralıklarla bir savaş gemisi geçiyordu. Çok dikkatli olmak gerekiyordu. Oyun kesinlikle bir daha tadamadığım bazı deneyimleri yaşatmıştı bana. Bir kere ilk defa bir oyunda taktik kullanma ihtiyacı hissetmiştim. Çünkü oyun zordu. Adamları çok dikkatli kullanmak gerekiyordu. Çünkü yaralandıkları zaman adamları iyileştirmek için sadece 3 aşı hakkımız vardı ki bu aşılar gücünüzün sadece ufak bir kısmını dolduruyordu. Bir adamınız öldü mü oyun da bitiyordu. Oyunun taktik ihtiyacı oyundaki karakterlerimizin her birinin kendine özgü fonksiyonlarından kaynaklanıyordu. Hepsinde ortak olan özellikler de vardı tabi. Mesela hepsinde aynı tabancadan vardı. Ama onun dışında her karakter tamamen farklıydı. Amaç onları doğru yerlerde kullanıp görevi yerine getirmekti. Oyundaki karakterlerimiz yeşil bere, nişancı, sürücü, bombacı, denizci, casus ve sadece 1-2 bölümde olan natasha adlı bir hanım karakterdi. Yanlış hatırlamıyorsam son bölüm haricinde hiçbir bölüme tam kadro başlamıyorduk. Dediğim gibi her karakterin kendine özgü hareketleri vardı. Mesela oyunda en yapılı olan ve grubun komutanı diyebileceğimiz yeşil bere adamlara yumruk atıp onları bayıltabiliyordu. Sonra onları bıçaklayıp sessizce öldürebiliyordu. Küreği sayesinde karla ya da kumla kaplı yerlerde kendine bir çukur kazıp saklanabiliyordu. Cesetleri taşıyıp fark edilme tehlikesini önleyebiliyordu. 
Ama en sevdiğim karakter bombacıydı. Çünkü el bombası vardı. Bir atışta çok kuş öldürebilen tek adamdı oyunda. Onun dışında bölümüne göre saatli bombası ya da uzaktan kumandalı bombası da olabiliyordu. Bunları gerekli binaları patlatmada kullanıyorduk. Bunun dışında nişancının adı üstünde en önemli özelliği bir tek onda olan sniper silahıydı. Sürücüyle araçları kullanabiliyorduk. Özellikle sadece 2-3 bölümde kullanabildiğimiz tanka binmek çok keyifliydi. Denizci dalabilme özelliğine ve şişme bir bot sayesinde karakterlerimizi suda taşıma özelliğine sahipti. Ama en kullanışlı karakter casustu. Bir kez düşmanın kıyafetini giydiniz mi, sizi sizin üst rütbelileriniz haricinde (ki bunlar sayıca bir elin parmakları kadar bile olmuyordu) kimse tanıyamıyordu. Bu adamla düşmanları muhabbete tutup adamlarımızı arkadan kaçırabiliyorduk. Kısaca adamların hepsi kesinlikle çok kıymetliydi. Biri olmadan oyun kesinlikle eksik olurdu ki zaten her bölümde gerekli adamlar verilerek oyundaki taktik yapma mecburiyeti de maksimum seviyeye yükseltiliyordu. Düşünün casus her bölümde olsaydı oyun ne kadar kolay olurdu...
 Tabi oyunda bazı saçma öğeler de vardı. Koştuğunuz zaman sesinizi kimse duymuyordu mesela. Ya da silahlarınızla çok kısa bir menzil içerisine ateş edebiliyordunuz. Halbuki düşmanlar çok uzaklardan size ateş edebiliyordu. Ve adamlarımızın donanımları çok kısıtlı oluyordu. Herkeste ortak bulunan silah sonsuz mermiliydi ama onun dışındaki her şey çok kısıtlıydı. Nişancının sniperının en fazla 8 mermisi oluyordu. Bombacının 3-4 tane el bombası oluyordu. İlk başta bunlar saçma gözüküyordu gözüme. Sonuçta bir operasyona gidiyorsun. Al yanına 40 tane mermi. Ama o zaman da oyun çok kolay olurdu. Oyunda her şey mükemmel bir dengeye oturtulmuştu. Bir de oyunda alarm olayı vardı. Düşmanlarınız varlığınızı öğrendiği anda alarm çalıyordu. Alarm yüzünden bir sürü asker daha çıkıyordu. Hem de üçlü, beşli ya da yedili gruplar haline. Silahla herkesin 3 atışta öldüğünün düşünürseniz üçlü bir bölüğün bile ne kadar zorlu olduğunu az çok tahmin edebilirsiniz. Oyun tam 20 bölümdü. Bir sonraki bölüm her zaman daha zor oluyordu. Ama bir o kadar da zevkli oluyordu. Her bölümde sadece size verilen görevi yapmanız yeterliydi. Genellikle bu önemli bir binayı patlatmak oluyordu. Yani her askeri öldürmek zorunda değildiniz. Daha sonra haritada size belirtilen yöne doğru gerekli araçla kaçıp bölümü bitiriyordunuz. Son bölüm yanlış hatırlamıyorsam diğer bölümlerden alacağınız skor belli bir barajı geçerse sadece açılıyordu. Hatırlıyorum da ben hiç şifre kullanmadan 18. bölüme kadar gelmiştim. 20. bölümü de şifre kullanarak açmıştım. Acayip zor bir bölümdü. Hala içimde kalmıştır. Bir gün o oyunu hiç şifre kullanmada bitireceğim. Ahan da buraya yazıyorum.
 Sonra aradan bir sene geçti (1999 oldu). Oyuna bir ek paket çıktı. 8 bölümdü bu sefer. Ama daha ilk bölümünden oyun zorluğunu belli ediyordu. Hele bir bölüm vardı, bir esiri kurtarmanız gerekiyordu. Ama alarm çaldığı zaman adamı öldürüyorlardı ve oyun bitiyordu. Bölümler dışında yeni olarak hatırladığım sadece sürücü karaktere eklenen bir tüfek vardı. Yine mermisi çok kısıtlıydı ama hem bir vuruşta öldürüyordu hem de menzili silaha oranla daha uzundu. Ama ilk oyunda ve onun ek paketinde bazı eksiklikler kendini belli ediyordu. Sonuçta adamlarımızın hepsi profesyoneldi. Neden öldürdüğümüz hiçbir adamın eşyasına dokunamıyorduk! Gerçi bu oyunu kolaylaştırırdı ama insan eline onların silahlarını da almak istiyordu. Mesela oyundaki evlere girebiliyorduk ama girdiğimiz zaman sadece adamımız saklanmış oluyordu. Yani evin içini falan göremiyorduk. Ama sonuç itibariyle oyun muhteşem bir dengeye sahipti ve taktik olayını çok verimli kullanmanızı öngörüyordu. Derken 2001 senesinde yepyeni bir Commandos geldi. Bu sefer oyun gerçekten süper olmuştu. Grafikler gerçekten muhteşemdi. Kamerayı 90 derece çevirip oyunu 4 farklı açıdan görebiliyorduk. Ama çevirdikten sonra neyin nerde olduğunu hatırlaması biraz güç oluyordu. Ama en önemli özellik kesinlike karakterlerin bu sefer gerçekten bir askerin yapabileceği her şeyi yapabilmesiydi. Oyuna yeni iki karakter eklenmişti. Bunlardan biri hırsızdı. Çok hızlı bir karakterdi. Diğeri de bir köpekti. Kimse farkına varmadan eşya transferi yapmamızı sağlıyordu.  Peki neydi bu askeri vasıflar? Artık her karakterimizin bir inventory ekranı vardı. Öldürdüğümüz düşman askerlerinin silahlarını kullanabiliyorduk. Tüm karakterlerimiz yüzebiliyordu. Hepsi araçları kullanabiliyordu. Tabi sürücü daha iyi kullanıyordu araçları ama sonuçta herkes kullanabiliyordu. Artık oyundaki tüm binaların içine girdiğimizde tıpkı dışarısı gibi içerisini de görebiliyorduk. Buralarda da düşmanları öldürüyorduk. Oyunda birçok nesne etkileşimli hale getirilmişti. Mesela yatakların altına binaların aralarına ve daha birçok yere adamlarımızı saklayabiliyorduk. Kilitli bir kapıyı açmak için ya uzun uzun arayıp anahtarı buluyor ya da direk el bombasıyla işi bitirebiliyorduk. Binaların içlerine pencerelerden ve kapı deliklerinde bakabiliyorduk. İstersek pencerelerden içeri el bombası atıp zorlanmadan adamları temizleyebiliyorduk. Oyundaki animasyonlarda muhteşem hale getirilmişti. Özellikle adamlarımız hızlı koşup dönerken çok gerçekçi şekilde manevra alıyorlardı. Koşarken mermi yedikleri zaman sendeliyorlardı. Oyun kesinlikle 10 kat daha canlı hale gelmişti. Yeşil bere mesela grubun tabiri caizse öküz karakteri olmuştu. Öküz derken adam elektrik ve telefon direklerine tırmanıp kablolar vasıtasıyla diğer direklere gidiyordu. Çatılardan aşağı in dediğinizde merdivenleri kullanmak yerine direk çatıdan atlıyordu. Eğer ikinci kattaysa mesela bu sefer de pencereden aşağı atlıyordu. Artık öldürdüğümüz adamları bütün karakterler taşıyabiliyordu. Hatta onları denize atabiliyor ya da kimsenin göremeyeceği yerlere saklayabiliyorduk bu sefer. Adamları öldürmek yerine bayıltıp bağlayabiliyor, bütün karakterlerimizle kıyafetlerini çalıp kamufle olabiliyorduk. Tabi kimse bu işi casus kadar etkili yapamıyordu. Anlayacağınız oyunda yapabileceğimiz hareketlerin sayısı 10 kat artmıştı. Bu da oyunu çok zevkli kılıyordu. Ama ilk oyunu anlatırken dediğim gibi bu yenilikler oyunu çok kolaylaştırmıştı. Commandos 2’deki bölümler çok daha büyük ve uzun süreliydi ama rahatça geçilebiliyordu ilk oyuna kıyasla. Sonuçta artık 3 mermiyle öldüren silaha mahkum değildik. Ölen askerlerden aldığımız makineliler ve tüfekler bir atışta düşmanı öldürüyordu. Sürekli bulunabilen el bombaları, bazukalar, mayınlar, sağlık malzemeleri tüm bu öğelerin kıymetini azaltıyordu. Eski oyunda sadece 3 el bombamız vardı. Bazukalar, mayınlar, molotoflar, yok efendim tüfekler falan nerede... Onları çok dikkatli kullanmamız gerekirken şimdi bir sürü el bombası buluyorduk. Silah yerine direk bomba atıp toplu temizlik yapıyorduk. Kısaca oyun çok daha eğlenceli olmuştu. Bir askerin yapabileceği birçok şeyi yapabiliyorduk. Taktik varyasyonları tavan yapmıştı. Ama tüm bunlar oyunu çok kolaylaştırmıştı. En zorunda bile oyunu rahatlıkla bitirdiğimi bilirim.
 Commandos 2 getirdiği yeniliklerle serinin hayran kitlesini oldukça arttırmıştı. Sonra 3. oyun da geldi. Commandos 2’ye çok benziyordu. Grafikler biraz daha güzelleştirilmişti. Ama yapabildiğimiz hareketler Commandos 2’dekinden pek farklı değildi. Daha çok 3. bir oyun yerine bir ek paket havası vardı. Ama 2. oyunu seven herkese hitap ediyordu tabi ki. Sonra her başarılı serinin başına gelen bu seriye de geldi. Oyunu farklı kılan tüm özellikler ortadan kaldırılıp sıradan bir FPS’ye benzer şekilde birinci kişi gözünden oynanan bir Commandos yapıldı. Commandos: Strike Force adındaki oyun serinin hayranlarını tam hayal kırıklığına uğrattı. Ben bu oyunu oynamadım. Ama oyunun tanıtım videoları bile durumun vahimiyetini anlatmaya yetiyordu. İşte böyle bir seriydi Commandos. Hayatımda oynadığım en güzel oyunlardan biriydi. Bir tek sonuncusunu oynamadım. Tabi sonuncu oyuna Commandos serisinden değilmiş gibi bakmayı yeğliyorum. Size de eğer oynamadıysanız son oyun haricinde hepsini oynamanızı şiddetle tavsiye ederim. Son oyun haricindeki tüm Commandos’lara 100 üzerinden minimum 90 veriyorum. Bütün Commandos oyunlarına Steam üzerinde ulaşmanız mümkün. Bu arada oyunun grafiklere dert edeceğiniz en son şey olsun. İlk oyunun grafikleri bile hala mükemmel. Bakınız resimler. Ama oynarsanız oyunun kronolojik sıralamasından sapmayın. 2. oyunda yapabildiklerinizden sonra 1. sizi sarmayabilir. Başka bir yazıda ya da haberde görüşünceye dek esen kalın efem... |