| Birkaç kurşunun havada ikinci kez belirişinden, yani “1942 yılından” doğan bir seridir Call of Duty. İkinci Dünya Savaşı’nın arka yüzünü, tüm gerçekçiliğiyle parmaklarımızın kontrolü altına getiren bu seri, ayrıca ekranlarımızda buram buram barut kokusunu hissetmemizi sağlamıştır. Kısaca kesin olan şudur ki, Call of Duty, savaşın tüm acılarını bizlere yaşatan ve bizi çatışmanın ortasına sürükleyen bir seridir ve bu nedenle ayrı bir büyüsü vardır oyun piyasasında. Serinin Doğuşu: Call of Duty 1 Bu harika serinin ilk adımı Call of Duty 1 ile atıldı. Savaşın acı yüzünü ilk kez gözümüze vuran bu oyun, mermilerinden silahlarına, ortamlarından çatışma havasına kadar her şeyiyle İkinci Dünya Savaşı’nı kanıtlamıştı. Nitekim bu oyun; savaştaki gerçek harekâtları ve çatışmaları konu aldığı gibi, üzerine kurulacak serinin diğer oyunlarına adeta bir temel teşkil etmişti. İkinci Çıkarma: Call of Duty 2 İlk oyunun devamı bizleri adeta büyülemişti. Geliştirilmiş ortam detayları, üzerinde özenle çalışılmış grafikler, savaş sesleri ile oyuna dalıp gidiyorduk. Berlin’den başlayan çatışmalardan kimimiz gözümüzü ayıramıyor, kimimiz ise kurşunlardan sıyrılıp gelecek bölümü sabırsızlıkla beklemeye başlıyordu. Ayrıca, detaylar üzerine kurulu bir multiplayer modu da eklenince, dillere destan bir sanal savaş haline geldi Call of Duty 2. Üçlemenin Son Oyunu: Call of Duty 3 İkinci Dünya Savaşı’nın sanal ortamdaki üçlemesinin son oyunuydu Call of Duty 3. Serinin bu oyunu yeni nesil sistemlerde de boy gösterince, serinin tadı tuzu grafikler haline gelmeye başladı. Bu durum sayesinde Battlefield ile olan yiğitlik gösterisinden birkaç adım daha kârlı çıkmayı başarmıştı. Bu oyun ile birlikte bizler de İkinci Dünya Savaşı’na hüzünle el sallıyorduk ama savaşın bitmesiyle birlikte ordumuzun zaferinin haklı gururu içindeydik. Ve Modern Savaşın Kralı Serinin tüm yükünü omuzlarında taşıyan bu üçlemenin son oyununu bitirdikten sonra, ister istemez ekranlarımızda derin bir boşluk oluştu. Barutun kokusu ve patlamalar ile yoğrulmuş, o harika aksiyonu içeren oyun listelerinden gözümüzü ayıramaz hale gelmiştik. Nitekim, o listelerde CoD dışında hiçbir serinin adı geçmiyordu, hüzünlü ve ağlamaklı gözlerle yaşıyorduk, ta ki kasım ayını takvim sayfalarında görene kadar... Piyasanın iyice hareketlendiği bu ayda, Call of Duty 4 de oyun raflarındaki yerini almıştı. Onu ilk kez görenlerin zihninde, oyun kapağındaki asker beliriyordu ve oyun severler yeni neslin verdiği rahatlıkla serinin 4. oyununu kurmaya başladılar. Kimileri evlerinde, kimileri cafelerde oynuyordu oyunu. Call of Duty 4, harika grafikleri, olağanüstü sesleri, rahat oynanışıyla büyük umutlara çok güzel bir cevap verdi. Ve çoğu kişi bu beklentilerle, Infinity Ward ve Activision amblemlerini görüp ana menüyle karşılaştılar. Büyük heyecan fırtınasının kopması an meselesiydi. Herkes, sabırsızlıkla “New Game” e girip oyuna dahil olduktan sonra, tüm Call of Duty oyunlarında olan “Training” göreviyle karşılaştılar. Ama parmaklar titriyor, oyuncuların heyecanı giderek artıyordu. Bu görev sonrası, onları büyük bir macera bekliyordu... Ve Yazımın Sonu Ülkemiz futbolla yatıp futbolla kalksa da, azımsanmayacak bir çoğunluğumuz ise COD serisi ile ekranların başından ayrılamıyor. Bu nedenle; güzel yurdumun tuhaf insanı, biliyoruz ve farkındayız ki, Call of Duty 5’e daha bir yıl daha var ama eller cepte beklemeyelim, piyasa daha da hareketleniyor ve boş durmak biz oyunculara yakışmaz, sonuçta vakit nakittir... Saygılar... |