| SURLARI AŞTIK TA GELDİK YİÃİDİM!!! Son bir kaç yıldır epey kafa kurcalamakta olan bir soru var: "Türkler olarak dünya oyun piyasasında yer edinebilecek miyiz?" sorusu... Öyle bir soru ki bu, oyun severleri ikiye böldüğüne hiç şüphe yok. Bir taraf; girişimlerin ve sermayenin yetersiz olduğunu ve bu nedenden dolayı Türk oyun piyasasının tam anlamıyla sektörleşemeyeceğini düşünenlerden oluşuyor. Diğer taraf ise; hala zamana ihtiyaç duyulduğunu; birebir yarışamasa bile zaman içerisinde kafa tutabilecek oyunlar yapılabileceğini düşünenler tarafından işgal ediliyor. Biz yıllardan beri ilk üç boyutlu oyunumuz olan PUSU: Uyanış'ı ve onun tam olarak bitiremediğini yerine getiren ardılı "Kabus 22" yi bekleyip durduk. Halbuki Türk oyun piyasasının en güzel sürprizi, Türklerin o zamana kadar aşina olmadığı bir tarzda, adventure tarzında çıkmıştı piyasaya... Evet 1997 yapımı olan, Discovery işbirliği ile hayata geçirilen yerli oyun projesi olan "Byzantine: Sırlar Labirentinden" bahsediyorum.  İlginç bir biçimde, piyasaya sürülmek yerine Level dergisinin 3 sayıya yaymış olduğu eşantiyon oyun olarak tanındı ülkemizde Byzentine. Halbuki doğru stratejik pazarlama taktikleri ile çok daha fazla kişiye ulaşması mümkündü. Hatta bu gün beklenen adımların çok daha erken atılmış olmasını bile sağlayabilirdi bu durum. Lakin ülkemizde oyun sektörü oluşmadığından ve oluşmasının da bir şekilde önüne geçildiğinden pek fazla oyuncuya ulaşabildiğini söyleyemeyiz. Bütün bu eksilerine rağmen Byzentine kendisine hatırı sayılır sadık bir kesim edinmiş vaziyette. TARİHİNE SAHİP ÇIKMAYAN BİR TOPLUM... Oyunumuz; İstanbul şablonu arkasında bir tarihi eser kaçakçılığını konu almakta. Tamamı gerçek mekanlarda geçen oyunun kadrosundaki karakterlerin de hepsi profesyonel birer tiyatro oyuncusu. Fakat, türünün ilk örnekleri arasında sayılan Fox Hunt'a göre oldukça ağır başlı ve kaliteli olduğunu söylememizde fayda var. Tabii adventure oyunlarında ünvanın hakkı haline gelen bulmacalarını da unutmamak lazım. Bu kısımdan bakacak olursak (ve dönemin koşullarını da göz önüne alırsak), Sırlar labirenti'nin, piyasadaki türdeşlerinden hiç bir eksiği olmadığını söyleyebiliriz. Hatta günümüz koşullarında bile, kurgusu, atmosferi açısından kendisine hayran edebilecek bir yapıya sahip. Oyun boyunca İstanbul'un türlü türlü mekanlarını, tarihi yerlerini yakından inceleme fırsatına sahip olmak büyük bir rest diyebilirim. Öyle ki tamamı Türkçe ve tamamı Türkiye de geçen bir oyun oynamanın keyfinin çok daha farklı bir deneyim olduğunu söylemem gerek. Sırf bu nedenle Byzentine'i gerçekten büyük bir kaza kurşunu olarak görüyorum.   YOK OLMAYA MAHKUMDUR Oyunda Emre Bahis adlı karakterin bir arkadaşı siluetinde bulunmaktayız. Amerikalı bir gazeteciyiz. Emre Bahis'in bize ulaştırmaya çalıştığı haber yüzünden başı hem güvenlik görevlileriyle hem de bir takım karanlık kişilerle dertte olacak ki herkes kendisini aramakta. Biz ise olayların gidişatı arasında dolanan ve eksik noktaları bulup, birbirine bağlamaya çalışan kafası karışık bir karakteriz. Oyunda bir çok yan karakter bulunmakta ve her yan karakterin oyun sonunda tamamlanacak olan yapbozda kendine has bir yeri var. Ayrıca, pek çok macera oyununun durağanlığından şikayet etmekte olan oyun severleri çekecek cazip bir yanı da bulunuyor oyunumuzun. Daha önce Türkçe macera oyunu deneyimi yaşamayan yurdum oyun severleri için oldukça hareketli bölümlerin olduğunu da söylemek mümkün. Bu sayede oyun durağanlıktan kurtuluyor. Byzantine bir açıdan kanlı - canlı bir İstanbul - Türkiye belgeseli olarak görülebilir. Göze hitap eden bir oyun olduğunu söylersem herhalde yanlış olmaz. Etrafımızda kuşuyla, böceğiyle, camisiyle, avlusuyla gerçek ve yaşayan bir istanbul var çünkü. Tabii seslerin ve müziklerin uyumu da şayan-ı takdir. En ufak bir mekan değişimde bile ses uyumu söz konusu. KALİTE... KONTROL... İSTANBUL... Daha önce de belirttiğim gibi dönemini de göz önünde bulunduracak olursak Byzantine, türdeşleri ile başa baş at koşturabilecek bir örnek. Abarttığım düşünülmesin lakin oyunu oynamış olan kesimin büyük bir çoğunluğunun benimle hemfikir olduğundan eminim. Render görüntüler ve render görüntülere yapılan 3D eklemeler kesinlikle sırıtmıyor. Grafik kalitesi açısından (ki tamamı gerçek görüntülerden ve eklemelerden oluşan bir oyun için tam anlamıyla grafik kalitesinden söz etmek ne kadar mümkün?) oldukça tatmin edici bir oyun. Hatta 10 yıl önceki bir oyuna göre bizleri şaşırtacak derecede iyi olduğunu söylemekte fayda var.  Byzantine'in yegane eksik noktası gerçek karakterlerin konuşmalarındaki donukluk. Ellerine tiyatro metni almış fakat sadece metni ezberlemek için okuyan oyuncular gibiler. Hemen hemen her Türk yapımı oyunun başının belası olan donukluk maalesef Byzentinede de mevcut. Fakat oyunun türü macera olduğundan ve oyun boyunca belli kişilerle belli diyaloglar kurmamız dışında pek fazla laf döndürmediğimizden bu eksiği görmezden gelmemiz mümkün... SÖZÜN ÖZÜ: Byzentine yerinde atılmış eksik bir adım. Tam zamanında piyasaya çıkmış fakat gerekli reklamı yapamadığı için "belli oyuncu kesimi heyecanlandıran" bir oyun olarak kalmış. Level gibi son derece yüksek tirajlı bir oyun dergisi (ki o dönemde Level'e alternatif olabilecek oyun dergilerinin de azlığı düşünülecek olursa) tarafından oyunculara ulaşmış olsa bile, gerçek bir pazarlama aracılığı ile daha çok oyuncuya ulaşmayı hak eden bir oyun. Zira artık bunun için geç kalınmış vaziyette. Umarım geçmişteki bu hataların telafisi olur ve umarım Byzantine: Sırlar labirenti gibi başka kaliteli oyunlar da heba olmaz. Gerçek şu ki; Sektörleşmek için bizim elimizden çıkanları ciddiye almamız şart...  |