Gözlerini Açtığı halde hala uyuyormuş gibiydi. Gözlerini hızlı hızlı kırpıştırdığında ise uykuda olmadığını anladı...Uyanıktı! Peki ama nasıl? Her taraf zifiri karanlık olduğu için uyandığını bile zorlukla fark edebildi. Bulunduğu yere sızan en ufak bir ışık bile yoktu. Bir kaç saniye bu sonsuz karanlığa gözlerini alıştırmaya çalıştı! Olmuyor! Hiçbirşey göremiyordu. Bir an içinden "kör mü oldum?" diye geçirdi. Öyle ya! Bunun başka ne gibi bir açıklaması olabilirdi ki? Yavaşça ellerini yüzüne doğru kaldırdı. Kasları sanki yıllardan beri hareket etmiyormuş gibiydi. Ellerini yüzüne götürmek için çabaladığı her saniye katlanılmaz bir acıyla kıvrılıyordu bedeni. Sonunda parmaklarını gözlerine değdirebildi. Parmakları gözlerine değer değmez gözleri yandı ve yeniden gözlerini kırpıştırdı. Bir kaç damla yaş süzüldükten sonra acı tamamen geçti. Gözlerinde herhangi bir deformasyonun izi yoktu. Fakat o halde neredeydi? Neden böyle bir yerdeydi? Kenan, o dakikaya kadar kendisine sormamış olduğu soruyu sormaya cüret etti sonunda : Burası neresiydi ve buraya nasıl getirilmişti? En son...En son neredeydi ve ne yapıyordu?
Bir kaç dakika boyunca kendisini zorladıktan sonra hayalle gerçek arasında bir görüntü belirdi kafasında. En son Marks & Spencer'da son derece şık bir takım deniyordu. Evet evet hatırladığı en son şey buydu. Lacivert bir takım...Cumartesi gecesi yapılacak toplantı için beğenmişti bu takımı. Kravat yerine bordo bir papyon beğenmişti. Stand görevlisi bayan üzerinde çok şık durduğunu söyleyerek artı hanesine puanı yazdırmayı da bilmişti. Şimdikiler fırındaki ekmeği soğutmadan satmasını iyi beceriyorlar. Şirketindeki sağlam ve yüksek mevkisine rağmen Kenan nakit para harcamazdı. O sadece sıradan bir kredi kartı bağımlısı da değildi. Birşeyleri taksitle satın almak onun için resmen kaçınılmazdı. Kasiyer kız 635 YTL'lik takım elbisenin peşin ödemede 550 YTL'ye kadar düşeceğini belirtmesine rağmen kararından vazgeçmedi. Kendisinin de hep söylediği gibi "Bu onun pençesine düşmüş olduğu amansız ve umutsuz bir hastalıktı." Peki ya sonra? Sonrasını hatırlamıyordu. Dahası kasiyer kadına kredi kartını uzattığını bile bir türlü anımsayamıyordu. Peki ne olmuştu? Buraya nasıl gelmiş olabilirdi.
Bir an için aklına korkunç bir fikir geldi. Doğru ya! Ölmüştü! Daha dün gazetede Aras Holding'in baş danışmanının kalp krizi geçirerek öldüğünü okumuştu. Kendisi de bir çeşit travma sonucu ölmüş olabilirmiydi? Aslında sağlıklı bir insandı. Yediğine içtiğine dikkat etmese de çok seyrek sağlık problemi yaşardı. Ani bir kalp krizi geçirmek hesaplarına uymuyordu. Irsi açıdan kalp hastalığı olan kimse yoktu ailesinde. Kendisi de bu yaşına rağmen böyle bir belirtiye tabi olmamıştı. Fakat bir şekilde ölmüştü işte! Şu an Ar-Af ta olmalıydı! Ah! Ne tıptan anlardı doğru düzgün ne de ilahiyattan! O nedenle kendisine ne olduğu konusunda en ufak bir fikir dahi yürütemiyordu.
Sanki uzaktan bir yerden açık bir musluğun şıpırtısını duyar gibi oldu. Nefes alış verişini düzenlediği zaman gerçekten de bir musluk sesi olduğunu fark etti. Acaba uyandığında da bu açık musluğun sesini duyabiliyor muydu? Nefes alış verişlerini iyice düzene sokarak dinlemeye başladı. Bir kaç saniye aralıklarla aynı şıpırtı duyuluyordu sürekli.
"Orada kimse var mı?!" Beni duyan herhangi biri var mı?!"
Sesi sanki uzun ve dar bir tüneldeymiş gibi yankılandı fakat aradan geçen saniyeler içerisinde kendisine cevap gelmedi. Sadece musluğun sesi...Ses şimdi sanki Kenan'a daha netmiş gibi geliyordu. Yavaşça yattığı yerde doğruldu. Doğrulurken üzerinde yattığı sedye - kendisi bunun bir sedye olduğunu var sayıyordu - kulak tırmlayan bir gıcırtıyla sarsıldı. Yavaşça ayaklarını yere sallandırdığında sırtının ve ellerinin sırılsıklam olduğunu hissetti. Sedyeden indiğinde yeniden aynı kulak paralayıcı gıcırtı yükseldi. Şimdi pantolonunun, sırtının, dirseklerinin tamamen yapış yapış olduğunu hissediyordu. Sendeleyerek ileri doğru atıldı. Bacakları uyuşmuştu. Acaba ne kadar süredir o sedyenin üzerindeydi? Sorular...sorular...sorular...aynı sorular sinsi bir tilki gibi kafasının etrafında dolaşıp yeniden aynı durakta beliriyordu. Epey terlemiş ve vücudu hareket etmeyi unutmuş gibiydi. Bir anda üzerine bir ağırlık çöktü ve tökezledi fakat hemen kendisini toparlayarak yeniden ayağa dikildi. Az önce işitmiş olduğu musluk şıpırtısının sesi sanki biraz daha değişmiş ve daha yakından gelmeye başlamıştı. Sanki bu sese şimdi bir başka ses daha eklenmiş gibiydi. Sanki yürümekte zorlanan bir varlık ayaklarını sürüye sürüye kendisine doğru yaklaşıyordu. Bir kaç adım daha attıktan sonra kafası demir bir çubuğa çarptı. Burnunun dibindeki metalin kokusunu alabiliyordu. Paslı ve ıslak metal. Ellerini iki yana açtığında aynı çubuktan bir kaç tane daha olduğunu anladı. Bir Hücre! Zaten ıslak olan sırtından soğuk terler boşalıyordu. Zifiri karanlıkta geçirmiş olduğu her saniye korkusu daha da artıyordu...Şu ses...Ne olduğunu anlayamadığı sinir bozucu ses daha fazla yaklaşıyordu. Artık su şıpırtısının sesinin yerini ayak sürüme sesi alıyordu. Kenan pantolonunda yeni bir ıslaklık hissetti. Altına işemişti! Daha işemesi bitmeden, kendi sidiğinin keskin kokusu hücreye dolmaya başladı. Gözlerinden yaşlar akarken bağırmak için ağzını açtı fakat bir anlık tereddütten sonra yeniden kapadı. Susadığını hissetmişti. Evet...belki de günlerdir su içmemişti!
Artık su şıpırtısını duymuyordu. Ayak sesleri daha ritmik ve bir kaç saniye öncesinden çok daha baskın bir şekilde olduğu yere doğru yaklaşıyordu. Tahminde bulunmaya başladı. Dar ve geniş bir koridor olduğu var sayılırsa yaklaşan adımlar yaklaşık 20 metre ötesindeydi...Sesleri ilk duyduğu ankine nazaran çok daha sert ve güçlüydüler...15 metre...Kenan sola doğru bir kaç adım attığında yosun tutmuş duvara değdi. Anlaşılan hücrenin sol kısmı yek pare duvardı...12 metre...Sesler yaklaştıkça kalp atışları da hızlanmaya başladı. Bir kaç adım sağa ilerlemeyi denedi...10 metre...Tam o sırada hücrenin parmaklıkları arasına sıkıştırılmış bir taşa basarak tökezledi. Ayağından çıkan kütürtü büyük olasılıkla, ayak bileğinin kırıldığının müjdesini veriyordu...6 metre...Tam o sırada eli kenarları oval hafif dikdörtgen biçimli bir plastiğe değdi...ucunda kabartmalarla harfler ve rakamlar yazılmış bir plastiğe...2 met...GÜMMMMM!!!!
Anlaşılan kendisine doğru hızla yaklaşan adımların hesaplamasını doğru yapamamıştı. Ayak seslerinin sahibi bir iki saniye erken gelmiş ve parmaklıklara sertçe çarpmıştı - ya da vurmuştu -. Onun parmaklıklara çarpışı, Kenan için son damla olmuş ve bir kaç saniye içerisinde kendinden geçerek kısa süreli bir komaya girmişti...
* * * * * * * * * * * * * * * * *
Beyaz...Bembeyaz bir ışık...Kenan bu sefer kendisini ışığa alıştırmaya çalıştı. Kesinlikle ölmüştü. Önce kapkaranlık bir çukurda azabını çekmiş ve işte şimdi de cennete düşmüştü. Sahi o kadar sağlam inançlı mıydı? Yavaş yavaş gözleri ışığa alıştığında bütün bunların yakınında bile olmadığını anladı. 5 adet spot lambasının ışığına maruz kalıyordu şu anda. Elleri ve ayakları sımsıkı bağlanmış bir haldeydi! Yavaş yavaş odanın içini bir gölge kapladı. Gölge sağ tarafından yükseliyordu fakat kafası da hareket edemeyecek şekilde sabitlenmişti. Kalp atışları yeniden yükseldi. tam o sırada gölgenin sahibi sağından yavaş yavaş hareket ederek yattığı yerin ayak ucuna doğru geldi. İlk olarak gördüğü sadece kara bir silüetten ibaretti. Yavaş yavaş bu silüetin korkunç sarı gözlerini gördü. Sonrasındaysa gözleri dışında hemen hemen her yerini kapatan siyah cübbesini. İlk olarak sara hastası sandığı şeyin sonradan bir yaratık olabileceğini düşündü...Saçma! Fakat ya gözbebekleri? Gözbebekleri neredeydi o zaman?
- Bizi tercih ettiğiniz için teşekkür ederiz
Bir kadın sesi...Yaklaşık yirmili yaşlarının ortasında...Kenan artık iyiden iyiye korkmaya başlamıştı.
- Unutmadan...Kartınız ilk etapta mevcut bakiyenizi tanımadı bizden kaynaklı bir hata tabii ki...herneyse kaç taksit demiştiniz...Altı...evet evet altı dediğinizi hatırlıyorum.Fakat mevcut Master Card ile 4 taksit yapabiliyoruz...Bunun için de kurumumuz adına ayrıca özür dilerim efendim.
Karşısındaki konuşan, kasiyer kızdı...Evet bu onun sesiydi ve sanki hiç birşey olmamış gibi kaldığı yerden devam ediyordu. Sonunda sarındığı siyah cübbenin bir kısmını açtığında Kenan kalp krizi geçirdiğini sandı. Hayatında daha önce böyle birşey görmemişti. Bir timsah? Bir yılan? Nedir bu son teknoloji ürünü bir çeşit mutant mı? Kenan bir kere daha rüyada olduğunu düşündü (ki bu son olmayacaktı).
Bütün bedeni sarıya çalan yeşil pullarla kaplı yaratık Kenan'a biraz daha yaklaştı. Ağzı sonuna kadar açılmış, sipsivri dişlerini göstererek sırıtıyordu. Şeytani gülümseme tabirinin kelime anlamıyla üstelik!
- Bu arada bunu "Hücrenizde" buldum!
Elinde bir kredi kartı vardı. Kenan o anda Hücrede bayılmadan önce yerde tuttuğu plastiğe benzettiği şeyi hatırladı. Kendi kredi kartı. Üzerinde kabartma harflerle Kenan Güllü yazıyordu.
- Unutmadan! Mevcut bakiyeniz yeterli değildi. Aaaah ah şu kredi kartları! Ama merak etmeyin bunu sorun etmedik. Ödemenizi başka bir şekilde kapatmayı düşündük. Görünüşe göre üzerinizde değerli birşey yok ama siz bizim için değerlisiniz! Baş parmaklarınız ile orta parmaklarınız!..Hmm hmmm..Y...Y..Yeterli...Siz ne dersiniz?
- N..N..Neee!
Kenan daha neler olup bittiğini anlamadan yaratık ani bir hamleyle dişlerini parmaklarına geçirdi. Kenan boğazını patlatırcasına haykırıyordu fakat görünen o ki sesini duyurabileceği kimse yoktu etrafta. Her bir parmağı saniyesinde koparıp çiğnemeden yutan yaratığın bütün suratı -ki gerçekten bir suratı varsa- kan içinde kalmıştı. Sağ elinin orta parmağını da kopardıktan sonra yavaş Kenan'ın üstünden kalkarak görüş açısından çıktı. Tam odayı terk etmek üzereyken durup Kenan'a döndü :
- BİZİ SEÇTİĞİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ!!!
* * * * * * * * * * * * * * * * * *
Aradan geçen 3 ay boyunca Kenan, kalan altı parmağı ile yaşamaya alışmıştı. Gördüklerini kimseye anlatmamıştı. Kaçık damgası yemek ve sonrasında çöplerde yatıp kalkmak istemiyordu. Bu gün şirketinin son derece önemli bir toplantısı vardı. Artık elinde çanta taşımakta zorlandığından sırt çantası kullanıyordu. Üzerinde en fiyakalı lacivert takımı vardı...tabii bir de favori bordo papyonu... Merdivenlerden jet hızıyla indikten sonra Alemdar Caddesine girdi. Tam o sırada bir bayanla çarpıştı! Kolundaki çantası yere düşen kadının eşyaları olduğu gibi yola saçılmıştı. 1.75 boylarında sarışın bir kadındı. Saçları suratını tamamen kapatmıştı şimdi. Kenan eğilerek bir yandan kadının eşyalarını toparlarken diğer yandan da özür diliyordu. Bütün kredi kartları yola saçılmıştı. Kadın sağ elini uzatarak onları toplamaya koyulduğunda Kenan kadının iki parmağının eksik olduğunu gördü. Kadının eksik olan diğer parmağı baş parmak değil serçe parmağıydı. Yola saçılmış kartların yanına vardığı sırada kadın kendisine teşekkür etmeye başlamıştı bile! Yolun etrafında onlarca kart vardı. Eğilerek bütün hepsini topladı ve tek tek incelemeye koyuldu. Son karta da göz gezdirdikten sonra içinden küfürü bastı:
"Kaltak Master Card Kullanmıyor!!!"
|