‘Gothic' kelimesi zaten bir yerde geçtiği anda, insan birden heyecanlanır. Sonuçta o özgünlük, o macera tutkusu hangi oyunda yakalanabilir ki? RPG türünün babalarından sayılan bu seri her ne kadar sona erse de, başka bir adla piyasaya damga vuracağının ilk sinyallerini almaya başladık. Arcania'da, balta girmemiş ormanlarda, sarmaşıkların arasında, ağaçların kovuklarında saklı olan ‘sanal yaşam' gerçeği bir kez daha günışığına çıkıyor. Bize de, Gothic IV niyetine Arcania'da güzel bir tatil yapmak düşüyor, hem de ne tatil...
Yemyeşil Bir Doğaya Hoş Geldiniz
Beş yıldızlı otellerin belirgin bir şekilde insanın üzerinde bıraktığı bir lüks ışıltısı vardır. Örneğin istediğini giyemezsin sofrada. İlla şık pantolonlar, ütülenmiş ve güve yüzü görmemiş gömlekler, cilalanmış ayakkabılar. Rahat olamayacaksan tatil kavramından çıkıyor bu iş, sıkıyor insanın canını. Tüm samimiyetimle söylüyorum, en rahatı bir köy evi olurdu herhalde kafayı dinlemek için. İster sandaletlerle gez ortalıkta, ister eski püskü toprak içinde bir şortla. Klorlanmamış olsa da, doğal havuzun yanında; dere. Atla cumburlop suya, köy tabiriyle suya ‘çivile'. Bakterilerden mor ötesi ışınlarla arındırılmış bir yatağın olmasa da, tahta güveleriyle birlikte bir kanepeye sıkışırsın. Kısacası lükslerin olmasa da, ihtiyaçlarını büyük oranda karşılarsın. Balığını tutar yersin, akşam sobanı yakar sımsıcacık odanda kitabını okursun.

Yaşadığımız bu dünyada, yani gerçek hayatta çoğu kişi için zevkli olan bu ‘yeşil yaşam', sanal ortamda da muhakkak aynı derecede insanın damağında tat bırakacak cinsten. Yağmur yağdıktan sonra o ıslak toprağın kokusunu ciğerlerine dolduramayacak, o kokuyla bile bile ama büyük bir huzurla genzini yakmayacaksan da, uçsuz bucaksız bir sanal ormanda kendini yalnız hissetmenin ve zaman zaman bu yalnızlığın arazideki ‘yabancı maddelerle' kaybolduğunu görmek kadar eğlencelisi yoktur ekran karşısında. Özgürlüğünü sonuna kadar dışa vurduğun zamanlar olsa da, orası Amerika değil, bilgisayarımızın içinde yaratılan küçük bir mahalle, Arcania'dır.
Dağların Arkasından Sinsice Doğan Güneş
Binalara, apartmanlara, gökdelenlerin sıvasını bir kez bile görmeyecek olmamızın huzuruyla, tatlı ve şirin mahallemize ilk adımlarımızı atıyoruz. Bu yeşilliklerden hiç ayrılmayacağımızı bilsek de, etrafa bir göz gezdirme hissini kafamızdan atamıyor ve kuru yaprakların çatır çatur ezilmesine aldanmayarak kısa süreli bir keşif gezisine çıkıyoruz. Derken bir ışık gözbebeğimize çarpıyor, kafamızı çevirdiğimizde tüm ihtişamıyla toprak anayı aydınlatan güneşin dağların arkasından gökyüzüne yükselmesine şahit oluyoruz.
Büyüler Evreninin Kapıları Aralanıyor
Gothic serisinde vazgeçemeyeceğimiz birkaç oynanış sisteminden biri de savaş teknikleridir.. Adeta bunu biliyormuşçasına hareket eden yapımcı Spellbound da, yaptığı açıklamalarla yeni oyunda büyüler ve bu konudaki deneyimin belirli süreler dahilinde gelişmesine oldukça önem verdiklerini açıkladı. Nitekim şu ana kadar bununla alakasız ne bir haber duyduk, ne de bir trailer gördük. Bununla birlikte iki yeni ırk da duyumlarımız arasında:
Eğer bir Battle Mage olursanız, adeta Zeus kılığına bürünüp kılıcınızı nemli ve yumuşak toprağa batırıp savaş meydanını meteor yağmuruna tutabiliyorsunuz.
Ayrıca bir de Druid var yeniliklerin arasında. Bu ırk da doğa güçleri konusunda uzmanlaşmış çok elit bir grup. Eğer bu oynanış amacıya bu ırkı seçerseniz, arazi şartlarını değiştirebilecek, hava durumunu, yağmuru, karı, bulutu, güneşi kontrolünüz altında tutabileceksiniz.

Orman Bit Pazarına Dönmüş
Nasıl bir bitpazarındaki teyzelerimiz eline geçen şeylere bir dokunup yoklar; bir şeyin kumaşını okşayıp diğerinin nasıl yapıldığına ilişkin bilgiler alıyorsa, biz de ormanı aynı bu şekilde kullanmalıyız. Zaten, başarılı bir ara yüzle birlikte dizayn edilmiş ormanda önümüze çıkan her şeyi mutlaka bir yerlerde kullanmamız gerekecek. Yeri gelecek yepyeni karakterimiz üşüyecek, odun yakacaksınız, yeri gelecek susayacak, başınızı derenin serin ve berrak suyuna sokup birkaç yudum alarak kuru dudaklarınızı ıslatacaksınız. Sonuç olarak balta girmemiş ormanları ilk siz eşeleyecek, oralara ilk baltayı siz vuracaksınız.
Bir diğer konu ise silah ve zırhların üzerinde durulması. Özenle fizik modellemeleri yapılan bu iki savaş aracının kırıldığını veya parçalandığını unutmamak lazım. Bu sayede de gerek duydukça kırılan parçaları diğer silahlarımıza takıp onlara ikinci ateş özelliği ekleyebiliyoruz. Yani, son zamanların neredeyse tüm oyunlarında kendini vurgulayan ‘taktiksel esneklik' bu oyunda da kontrolümüz altında.
Acaba Irkçılık mı?
Hayır, ırkçılıkla ilgisi yok ama ayrımcılıkla kesinlikle var. Bunun en net örneğini Arcania topraklarında göreceğiz. Amerika'da grafikler daha hoş, daha aydınlık, daha ferah olacakken; Avrupa ve Asya sürümü için daha kara, daha sisli, daha puslu görünecek. Bize yapılan belirgin bir eziyet olsa da, belki yine biz bir şeyler yapıp o karanlığı aydınlatacak, o sisi bir fenerle delip geçeceğiz. Hepsi, bizim tuşlar üzerinde dolaşan sihirli parmaklarımıza kalmış.

Ve Güneş Batıyor...
Sonuç olarak; harika grafikleriyle, hava durumlarının mükemmel görsel efektleriyle, sararmış yapraklarıyla, toprağıyla, ağacıyla, ırmağıyla, güneşiyle bu şirin mahalle bizi epey bir oyalayacak gibi görünüyor. Sanırım ben de yedi gün içerisindeki beşinci yazımla güzel bir tatili hak ettim. 2 hafta sonra tekrar görüşmek dileğimle...
Kendinize iyi bakın, OyunLideri'nde kalın ;)
|