| UNDYING... Gerçek Bir Korku Efsanesinin Yazısına Bakmaktasınız... Silent Hill hakkında sitede sık sık bir şeyler karalarken, yine aynı sıklıkta insanın korkularının çeşit çeşit olduğunu belirtirim... Heyhat ki zaten herkesin bildiği, farkında olduğu bu savı tekrarlamaktan hiç sıkılmışlığım da yoktur. Yıllar evvel Undying ile tanıştığımda, aslında bazı korkuların açısının daralabileceği; pek çok insanın korkabileceği ortak bir korku unsurunun da var olduğunu düşünmüşlüğüm de yok değil hani. Nitekim Undying; kendisini oynayan pek çok kesimin, gece tuvalete gitme fikrinden vazgeçmesi ve en kaba tabiri ile çişini tutması için vesile olması açısından bir dönüm noktasıdır. Tabii mübalağada işin ucunu kaçırmış olsam da Undying'in dönemin koşullarını göz önüne alırsak, en ürkütücü oyunlarından biri olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz... Zaman aralığı olarak Viktorian dönem aralığında geçtiğine inanabileceğimiz Undying; korku üstadı Cliwe Barker'ın en şayan-ı takdir işidir. Bundan yıllar evvel Stephen King'in "Stephen King's F13" gibi, ayağı başı belli olmayan; sözlük anlamı ile "saçma sapan" bir oyunla PC dünyasına adım attığı ve atar atmaz arkasına bakmadan uzaklaştığını düşünürsek, Cliwe Barker'ın oyunlara indirgenmiş projelerinin başarısını göz ardı edemeyiz. Zira Undying gibi bir korku oyunu klasiğinin üzerinde imzasının olması kendisini edebi alanda tanıma fırsatı bulmamış pek çok kişinin, eserlerine olan ilgisini de tetiklemiştir.  Benzer bir örneği geçtiğimiz dönemlerde Lovecraft - Call Of Cthulhu serisine de indirgeyebiliriz ziyadesiyle. Korku üstatlarının oyun piyasasına olan çıkartmaları; içinde bulunduğumuz dönemi de göze alacak olursak korku severler için ayrı bir nitelik taşımakta. Cliwe Barker'ın korku edebiyatındaki liderlik konusunda; Stephen King, Neil Geiman v.b. örnekler arasında kendine haklı bir yer edinmesi dışında, senaryo yazarlığı, yönetmenlik, editörlük gibi diğer alt kimliklerinde de oldukça başarılı olduğunu söylemek yerinde olur. Barker'ın beyazperde deki işleri tam anlamıyla aradığını bulamamış olsa bile, oyun piyasasına Undying gibi bir klasiği kazandırması ve ardından pek çok korku - gerilim oyununun senaryosunu üstlenmesi yazımın çıkış kaynağını oluşturmaktadır. Bundan yıllar evvel, kare kare görüntülerin işgal etmiş olduğu emektar Amiga başında oturmakta olan jenerasyona "korku oyunu" gibi basit bir tamlamanın ne çağrıştırdığını bilemeyiz fakat günümüzdeki korku furyasının ne kadar büyüdüğünü ve kaç alt türe ayrıldığını o zaman duymuş olsalardı eminim ki çok da uygun olmayan tarafları ile gülüyor olabilirlerdi. Zaman içerisindeki değişim, pek çok oyunun sürüp giden seriler silsilesine yol açmasının yanında (Resident Evil, Silent Hill, Alone In The Dark vs vs...); Bazı oyunların ise başlı başına klasik olmasına vesile oldu (Sanitorium, Undying...).  Hikayemiz yirminci yüzyılın ilk yarısında geçmektedir. Adamımız Patrick Galloway'in, Jeremiah Covenant tarafından devasa köşküne çağrılması ile hikayemiz çıkış noktasını bulur. Galloway kendini paranormal vakalara adamış bir araştırmacıdır ve -dolaylı yoldan- kendisinden yardım istemekte olan Covenant'a yardım etmek konusunu fazla düşünmeden "evet" yanıtını vermekte gecikmez. Ondokuzuncu yüzyılın sonunda vuku bulan bir kara büyü sonucunda bütün Covenant ailesi lanetlenmiş fakat ruhları devasa köşke ve ailenin sahip olduğu topraklara tutsak olarak kalmıştır. Bizim görevimiz ise; lanetin ardındaki sırrı keşfetmek ve korkunç zebaniler haline gelmiş aile üyelerinden kurtulmanın yolunu bularak, dostumuz Jeremiah Covenant'ın başına musallat olan bu karaltıdan, kendisini sonsuza kadar kurtarmaktır. Oyunumuzun en büyük kozunun hiç kuşkusuz muhteşem atmosferi olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle dönemin oyunlarını göz önüne alacak olursak, yaşayan bir oyun ile karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. İç ve dış mekanlarda çevre ile iletişimimizin neredeyse maksimum olması, bundan yıllar evvel piyasaya sürülmüş bir korku oyunu için pek alışılagelinmiş bir durum değil doğrusu. Yine de oyunumuz dönemin henüz tam olarak yerleşmemiş olan "beyin fırtınası" anlayışında -doğal olarak- bi haber... Öyle ki dönemin adventure-horror konusunda çığır açan Silent Hill gibi, yine çevre etkileşiminin fazlaca olduğu ve benzer bir atmosferin dahil olduğu oyundaki bulmaca mantığına Undying'de pek fazla rastlayamıyoruz. Bu durum her ne kadar oyunu basit ve kolay oynanabilir bir havaya sokuyor olsa da bir süre sonra iyiden iyiye monoton ve tekdüze bir hale getirebiliyor. Bu bakımdan bir FPS olarak bize sıkıcı gelmiş olan ve tek mantığı kapı açıp içeri dalmak, asansöre binip; bir aşağı bir yukarı gitmek ve bu arada karşımıza çıkan yaratıkları öldürmek dışında hiç bir şey yapmadığımız Doom3'ün düştüğü pozisyona, kendisinden yıllar evvel düşmüş olmasını elbette ki mazur görebiliriz. Zira Undying'in neredeyse tek açığının bu olduğunu söyleyebiliriz... Hatta yapay zekasına bakacak olursak; Doom 3'de olduğu gibi tek yaptıkları amaçsızca üzerimize saldırmak olan düşmanlardan çok daha akıllı ve hareketli düşmanlarla karşılaşıyor olmamız, oyunu şu anda oynarken bile suratımızı buruşturmamızı epey engelliyor diyebiliriz.  Atmosfere değinmişken... Grafikleri esgeçmek büyük haksızlık olur. Yine günümüzde oynandığında bile gözlerimizi okşayabilen grafikleri olduğunu söylersek eminim ki abartmış olmayız. Oyunun atmosferini dengeleyen grafikler var ve kesinlikle dönem göz önünde bulundurulduğunda kusursuz olduklarını söyleyebiliriz. Köşkün dizaynı oldukça başarılı ve tabii ki aynı başarı dış mekan tasarımlarına da yansımış vaziyette. Havanın hiç bir zaman tam anlamıyla günlük güneşlik olmaması ve köşkün hiç bir zaman şıkır şıkır aydınlığa bürünmemesi de atmosferi dengelemek için kullanılmış diğer unsurlar. Bu durum sadece bizleri ürkütmekle kalmayıp çoğu zaman oyuna gothik bir hava da katmayı başarıyor. Gelelim bu köşk içerisinde bizleri asıl yerimizden zıplatacak olan unsura. Öncelikle oyun içinde karşımıza çıkan yaratıkları öldürmek son derece basit... Fakat buna rağmen elimizin ayağımıza dolanmasından kaynaklanan aksaklıklardan dolayı kendilerini öldürmemiz düşündüğümüzden biraz daha fazla zamanımızı alabiliyor. Kimi zaman hiç ummadığımız bir anda yanımızda bitmelerine karşın; kimi zaman sadece ürkütücü çığlıklarını duymakla yetinebiliyoruz. Özellikle karanlık bir koridora girdiğimizde önlemimizi ne kadar alırsak alalım, herhangi birinin üzerimize sıçraması durumunda yüreğimiz ağzımıza geliveriyor.  Tabii bunun dışında Covenant aile fertleri tarafından da sıklıkla rahatsız ediliyoruz. Bazen uluorta gözükmelerine rağmen, bazen sadece seslerini duyabiliyoruz. Tabii bizim göremediğimiz pek çok hayaleti de özel güçlerimizi kullanarak görmemiz mümkün... Özel güçlerimiz demişken; oyun esnasında birbirinden farklı güçler edinebiliyoruz ve edindiğimiz her güç farklı durumlarda bizlere yardım edebiliyor. Kimi zaman bizlere saldıran görünmez düşmanlarımızı görebiliyor, kimi zaman büyülerle korunan kapıları açabiliyor, kimi zaman ise düşmanlarımıza silahlarımız dışında daha alternatif yollardan saldırabiliyoruz. Sözün özü en basit tabiri ile "Clive Barker's Undying" zamanının pek çok şişkinliğini üzerinden atmış bir oyun. Dönemin en parlak oyunlarından biri olduğunu hatırlatmamıza gerek olduğunu bile düşünmüyorum. Asıl önemli husus ise; daha önce de belirttiğim gibi günümüz koşullarında bile, karanlık odamızda bizi hala korkutabilecek kadar sağlam bir oyun olmasıdır. Bu deneyimi yaşamayanlara bu oyunu oynamaları konusunda çağrımı esirgemeyerek yazımı burada noktalıyorum... Unutmayın; Korkulardan Arındırılmış Bir Hayat; Yaşanmaya Değmez Bir Hal Alır! |